Pages

Categories

Ara



Uçurumlardan Ümidimize Yolculuk

Uçurumlardan Ümidimize Yolculuk

20 Ağustos 2015
Genç Düşünce Platformu, Horanta Dergisi, Mezunlar, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

UÇURUMLARDAN ÜMİDİMİZE YOLCULUK

Bir yaprak… Ayıp örten, ölümden anlayan, ciddi bir yaprak. Bir kağıda benliğini katmış, bir tırtıla gıda bir kuşa yuva olmuş; bir cadde üzerindeki  herhangi bir ağacın dalında, yüzlerce emsalinden yalnızca bir tanesi olan yaprak… Ansızın esen rüzgarda önce titreyip sallanan ve nihayet kendini toprağa bırakan o yaprak bir sırrı ustaca saklamaktadır. Bütün sırlar gibi bu da yalnız görmeyi bilene aşikârdır.

O yaprağa nispetle düşmemek kavgasında olan, ayakta kalmanın mücadelesini veren insana dair buğulu bir hikâye anlatmak isterdim. Allah’ın sivrisineği misal vermekten çekinmediğine iman eden insan; inanıyorum isminin bir hikâyede alelade bir yaprakla anılmasına gücenmezdi. Bir danenin kara toprağın bağrında can bulması, bir hakikat gibi göğe yükselmesi filizin; sonra yaprak yaprak ölmesi ağacın, Allah’tan habersiz olmuyorsa… O Allah ki kendisinden habersiz bir yaprak dahi düşmüyorsa; bir insanın düşüşü neden ondan gizli kalsın? Diyecektim bütün bunları; söylemekten, söyleyip de düşmekten korkmasaydım.

Hep bir buzlu camın arkasından bakar gibiyizdir ya geleceğe, geleceği meçhul olana mı demeli, bu hikâye anlatılsaydı sis ağır ağır çökerdi şehirlerimize. Eğer anlatabilseydim bu sise bir de uçurum kondurur ve derdim: “İnsan her daim uçurumların kıyısındadır.” Mesela sevgilinin ayrılık ihtimaliyle bakılınca gözlerine; kaybetme korkusuyla o gözler ansızın derin bir uçuruma dönüşüverir. Sahibinin çakılı kaldığı o koltuk, hani sıkı sıkıya sarıldığı falanca makam, üzerinde oturanı gün be gün içine çeken bir uçurumdur. Gündüzünde 2 milyon kişinin gireceği bir sınava yatılan geceler, hani yatağımızdan yuvarlandığımız uçurum var ya işte odur. Bekâr kızların “kocamla boşanırsam”lı cümleleri, kişisel gelişim kitapları, büyük abilerin ihale dosyalarına iliştirilen dolgun kartvizitleri, çaput bağlanan ağaçlar, bir babanın çocuklarının meçhul yarınına yatırım olsun diye arşınladığı banka yolları birer uçurumdur. Adım gibi biliyorum bu ayrılıklar kendiliğinden oluşmadı. En başta hepimiz, kimi zaman bir hayal ve umut; kimi zaman bir intikam ve hesap olan o kelimenin: “yarın”ın efsununa kandık.  Hayatımızın her yanı, yarına kalmak / yarına bırakmak düşüncesinin açtığı deliklerle doldu; her kaygıda genişleyen ve nihayetinde uçurumlara dönüşen delikler…

Gelin görün ki insan kıyısını mesken tutuğu ayrılıkları aşacak kanatlara sahip olmadığını fark ettiğinde hatırlamak zorunda kaldı. Bir dönüp baksaydık, dimağımızda nice batık hazineler olduğunu fark edecektik. Bütün ihanetlere “Hayatın gerçeği bu canım.” diyerek helvadan bahaneler yontan zihnimiz, bağrında gömülü İbrahim peygamber, aleyhisselam, kıssasını neden unutmuş gibi davranırdı? Gerçek bu ya seksen yaşında, beli bükülmüş bir ihtiyar oğul sahibi olur muydu? Verilen söze hürmeten kurban edilmek üzere yatırılan o oğul, evlat değil miydi ki bu sevgiden daha gerçeği olsun? Sonra bilenmiş bıçak o tazecik genci neden kesmezdi; biz de iman etsek bir kınalı koç indirmez miydi Allah? Derler ki iki gerçeğin arasında kalmak trajedidir, İbrahim Halilürrahmanın yaşadığı, Allah’a verdiği sözü ile evlat sevgisi arasında kalması, bir trajediydi. Rabbimizse ona, takdirine rıza gösterip sözünü tuttuğu için iki gerçekten bir rahmet vermişti. Darda kalıp doğru yere sığınan insan için daima “bir ihtimal daha var”dı.

Söyleşebilseydik şehir halkıyla insanın kanatları yoktur derdim ya o  yalnızca sahip olduğu iki elinin, önceden gönderdikleriyle tartılır.  Baştan ayağa tüm vücudumuzda dolaşan kan, sol kaburganın altındaki can kuşundan pompalanır ya ellerimizin mert oluşu, ayaklarımızın yere sağlam basışı; azalarımızı besleyen kalbin dirayetiyle ölçülür. İnsan ilk yitiği olan kalbine baktığında hayatın bütün akışının nereden çağladığını anlıyor. Meseleleri fehmedenin o ürkek kuş olduğunu fark ediyor. Kader de sadece kalp ile anlaşılacak bir düğüm. Akıl olsa o düğümü kabule yanaşmaz; çözmeye çalışırdı. Oysa pek çok meselenin aksine insan kaderi çözmeye çalışmakla değil ona rıza gösterebilmekle sınanıyor.

İşin gerçeği artık kimse “Ağlama gözlerim Mevla kerimdir.” demiyor; “Biz yine tedbirimizi alalım.” diyor. Hiçbir gelinin atına binip “ya nasip” diye yollara düştüğünü görmedim; fakat gözlerim,  insanların esir pazarlarında  “aday ve talipler”ini beklediğine şahit oldu.

Ben cesur bir insan değilim, size hepimizin bir şekilde parçası olduğu bu buruk hikâyeyi anlatamam; fakat ümitlerimden, bulduğum çıkış yolundan söz açabilirim. Kafası kaygılarla savaş meydanına dönen insana, ümit edebilmenin tek yolunun; Rabbimize, onun unuttuğumuz sıfatlarıyla yeniden iman etmek olduğunu söyleyebilirim. Gelecekten değil kalbimizin kararından sorumlu olduğumuzu; kaderin, büyük bir teselli olduğunu hatırlatabilirim sizlere. Ümitsizin Müslüman diye anılmayacağı yerde “Kesme ümidini Kadir Mevla’dan” deyip, susabilirim.

Elif Nur Öztekin
Mezunlar Kademesi



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>