Pages

Categories

Ara

Tüketim Dengesizliği

Tüketim Dengesizliği

24 Eylül 2014
3. Kademe, Genç Düşünce Platformu, Horanta Dergisi, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

Denge, muhakkak ki evrenin her yerinde varlığını sürdüren en büyük ve yegane kavram. Aslında “Sünnetullah’ın” modern söylenişi. ” Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık” (Kamer suresi, ayet 49). Her şeyin bir ölçü yani bir denge üzerine yaratıldığını bize haber veriyor Allah (cc). Bildiğimiz ve bilmediğimiz her şeyin. Biz ise bildiğimiz ama anlayamadığımız bir varlığın sistemine odaklanacağız “Dünya”.

Dönme, eylemlerin en muhteşemidir. Evrende ki bu muhteşemlik de yaratıcısının onu üzerine inşa ettiği “döngü” den gelir. Ne demek istediğimizi biraz açalım. Evrende bildiğimiz hacim ve kütlece en büyük varlıklar yıldızlardır. Yine bildiğimiz en küçük kompleks yapılar da atomlardır.  Her ikisi de varlıklarını dönme hareketine borçludurlar. İçinde bulunduğumuz güneş sisteminden tutun da canlıların solunum-fotosentez ilişkisine kadar her yerde bir döngü vardır. Bu hareketlilik varlığın devamlılığını sağlar. Tıpkı bir bisiklet gibi. Hareket ettikçe ve tekerlekleri döndükçe ayakta kalabilir.

Şimdi biraz da dünyadaki mevcut durumdan bahsedelim. Öncelikle nüfusun artışını inceleyelim. 1000-1850 yılları arasında dünyadaki insan nüfusu iki yüz milyondan bir milyara yükseldi. Son yüz elli yılda ise nüfus altı milyardan daha fazla arttı. Doğal Hayatı Koruma Derneği’nin açıklamalarına göre; insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı ve büyük miktarlarda tüketilen doğal kaynaklar, son 40 yılda birkaç kat daha artarak tahribata uğradı. Sadece bu iki örnek bile insanı dehşete düşürmeye ve ortada bir dengesizlik olduğunu fark ettirmeye yetiyor. Peki bu dengesizlik neden oluşuyor?

Dünya üzerinde canlıların yaşamasını sağlayan bir döngü vardır. Bu döngü esasında ihtiyaç-üretim  paradigması üzerine kuruludur. Bunun en güzel örneklerinde biri tarımdır. Bitkiler karbondioksit ve suyu kullanarak besin üretirler. Bu işlem sonucu oluşan besinin fazlasını ise depolarlar. İnsanlar bu besin depolarını meyve, sebze şeklinde alır ve bir sonraki sene aynı bitkiyi yetiştirebilmek için ihtiyacı olan enerjiye kavuşurlar. Yani bir nevi birbirlerini yaşatırlar. Her ikisi de üretir, her ikisi de tüketir. Bu dengenin korunmasının şartı şudur; sistemin elemanlarından birinin ihtiyacı diğerinin üretimini aşmamalıdır. Zannediyorum bugünkü dengesizliğin temel nedeni de bu şartın geçerliliğini yitirmesidir.

İnsanların son iki asırda ihtiyaçları hayli değişti. Aslına bakarsanız insanlar aynı insanlar fakat; ihtiyaçları(!) aynı değil. Değişen dünya ve belki de tüm insanlık tarihinin en büyük dönüm noktalarında biri olan Sanayi Devrimi ile birlikte gezegendeki birçok kural değişti. 18. Yüzyılın ortalarında dünya artık aynı yer değildi. En azından üreticilerin(!) gözünde. İnsan binlerce yıllık sadık üreticisi olan toprağa sırtını dönüp yeni bir üreticiye âşık olmuştu: Makineler.  Bu korkunç bir hızla ve verimle çalışan makineler, insanlara yeni bir gelecek sunuyordu. Artık daha çok ürün daha kısa sürede üretilecek ve herkes her şeye kolayca ulaşabilecekti. Pek de öyle olmadı. İnsanların üzerindeki en büyük lanetlerden biri hortladı ve ilk başlarda kendilerine hizmet etsin diye kurdukları bu sisteme köle oldular. İlk kanlar, sistemin ihtiyar vagonu olan kara elmas için döküldü. Durmaksızın ürettiklerini satan, binleri almak için milyonları öldüren insan, ilk cihan harbinden sonra keşfettiği atom gücünü bir sonraki savaşta daha çok insan öldürmek için kullandı. Bu çalkantılı yıllardan sonra insan yeni bir çare buldu: Petrol. Artık insanlar, ihtiyaçlarını karşılamak için kendilerinden daha az insan olanları(!) soymaya başladılar. Onlara demokrasi ve insan haklarını öğretirken aldıklarıyla da yetinemeyen insan hazine aradığı çukurun kendi mezarı olduğunu fark edemez bir halde kazmaya devam ediyor.

Peki bu tüketim hastalığımız neyden kaynaklanıyor? Sanırım sorunun cevabı hırs ve aç gözlülük. En iyiye sahip olma arzusu. Yani aslında tüketme isteğimiz “ötekilere” dayanıyor. İnsanların kendilerine yeni bir kimlik alma ihtiyaçlarından kaynaklanan bir çılgınlık bu. Sürekli daha iyi bir araba almaya çabalarken asıl istediğiniz daha güçlü bir motor, daha fazla konfordan öte reklamında gördüğünüz arabayı kullanan, her kadını tavlayan, başarılı karakter olmaktır. Bir katalogdaki modelde gördüğünüz elbiseyi isteme nedeni de buna benzer ya da özgürlükten bahseden banka reklamı da sizdeki aynı duyguya hitap etmeye çalışır. Bütün bu tüketim maddeleri size aslında kendinizde eksik bulduğunuz bir yönü tamamlama fırsatı verirmiş gibi yapar, size “Beni alırsan seni mutlu edeceğim, kendini daha eksiksiz, daha ideal, daha saygıdeğer hissedeceksin!” vaadini sunar. Bu açıdan bakıldığında çılgınlık diye nitelediğimiz bu hareketin insani olduğu sonucu çıkabilir. Fakat bu yönelme sistemi çökertecek bir düzleşmeye sürüklüyor.

Başta bahsettiğimiz döngüye dönelim ve şu anki durumu anlamamız için hepimizin iyi bildiği su döngüsünü kullanalım. Bu döngü suyun hal değişimlerine dayalı bir döngüdür. Sürekliliğini de bu döngüselliğinden alır. Şimdi biz bu döngüyü düzleştirelim ve sonucu görelim. Dünyanın atmosferinde bir delik oluştuğunu düşünün. Bu delikten de su buharının uzaya dağıldığını. Buharlaşan suyun tamamı bu delikten boşluğa kaçacaktır. Bir süre sonra dünyadaki su tamamen kaybolacak ve sistem çökecektir. Aynı durum şu an bizim içinde geçerli. Gelin beraber çok kolay bir matematik denklemi yapalım. Elimizde 1000…. Tane pasta olsun. 0’ların sayısına siz karar verin. Ve biz her saat iki pasta yiyip bir pasta yapalım. Ne kadar sürerse sürsün eninde sonunda bu pastalar bitecektir. Bizim sonumuz da sanıyorum bu dengesizlik sonucu gelecektir.

“Göğü yükseltti ve dengeyi koydu. Azgınlık etmeyin, ölçü ve tartıda saptırmayın mizanı. Ölçüyü titizlikle, adaletle koruyun ve hüsrana araç yapmayın mizanı” (Rahman 7-9). Allah bu ayetleriyle dünyadaki ölçüyü, dengeyi bozmamamız için bizi uyarıyor. Sonucunun hüsranımız olacağını açıkça söylüyor. Aslında söylenecek son söz de yine ona ayet: “Asra and olsun; gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka.”

MÜCAHİT BAHARÇİÇEK
GDP 3. KADEME



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>