Pages

Categories

Ara

“Sen…”

“Sen…”

20 Aralık 2014
Genç Düşünce Platformu, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

Havlamalarla ürkütülmüş yalnızlığı, soğuk ve o kalmıştı. Yol ayrımında, yaşını aşan olgunluğu takınıp kendi ayakları üstünde durmaya çalışan bir çocuğun çekingenliğiyle karar vermek istiyordu. Tıpkı o çocuk gibi, iki yoldan birini seçebilirdi. Ama cesaretini kaybedince geri dönüp annesinin kucağında ağlayamazdı da… Dönüşü yoktu. Çıktığı bu yolda yoldaşı iki bavuluydu. Onları sırtlayıp götürmese nankörlük edip gelmeyecekleri için “Ha gayret!” deyip yürümeye başladı. Her adımı, onu düşünmeye zorluyordu. Hangi yola devam edeceğini bir an önce seçmeliydi. Yoksa böyle ıssız ve tehlikeli bir yerde beklemek ona daha çok zarar verirdi. Kendine benzettiği o çocuk gibi,  annesinin ona fısıldadığı yolu, aslında içinden geçirdiği yolu seçti. Ve annesine teşekkür edip onun ellerini öperek, verdiği güveni saklamaya söz verdi. İlerledikçe içine bir şüphe düştü. Annesi ona yalan söylemiş olabilir miydi? Çünkü yol ayrımından uzaklaştığı her adımda, diğer yol ona daha cazip geliyordu. Annesinin seçtiği yol girintili çıkıntılı ve büyük küçük taşlarla doluydu. Şimdiden ayakkabısı toz-toprak içinde kalmıştı. Hâlbuki daha yeni boyamıştı. Bir anne yavrusu için bunu ister miydi? Onun üzülmesini? Hatta ona gücenmesini?

Durdu, daha fazla yürümek istemiyordu. Somurtkan yüzünde şimdi yaşlar yarışıyordu… Annesi ona ihanet etmiş olabilir miydi ki? Biricik kuzusunu ağlatmak mı istemişti? İçini kemiren bu soruları cevaplamak istemiyordu. İstediği tek şey, ağlamaktı… Büyük bavulunun üstüne oturup başını dizlerinin arasına aldı. Kapanmış gözlerine rağmen yaşları şimdi daha şiddetli süzülüyordu. Derken uzaklardan bir ses geldi, acı bir fren sesi ve inleyen bir köpek. Biri onu derin uykusundan sarsarak uyandırmışçasına irkildi ve her şey ona daha anlamlı gelmeye başladı. Araba tarafından çarpılan köpeğin yerinde kendisi de olabilirdi. Çünkü o yol,  arabaların hız yapmasına müsait bir yoldu. Annesinden helallik isteyip, özür yaşlarıyla yürümeye devam etti…

Yorulmaya başlamıştı. Terlemesine aldırmıyordu; fakat esen her rüzgârda bu fikirden uzaklaşıyordu. Böyle yürüyerek daha ne kadar gidebilirdi? Durdu, nefes alış verişlerini kontrol etmeye çalıştı. Birkaç kez öksürdü ve alnındaki teri annesinin ona özenle katlayıp hazırladığı mendille sildi. Annesine tekrar tekrar teşekkür ettikten sonra ne yapacağına karar vermek için düşünmeye başladı. Bulunduğu yerde ne bir köy ne de bir kulübe vardı. Tek çaresi yoldan geçen bir arabayı durdurmak ve yardımcı olması için rica etmekti. Ki yardımcı olmayı kabul etseler bile isteyeceği şeyi henüz bilmiyordu. Bir otel, ya da herhangi bir köy onun geceyi geçirmesi için yeterli olurdu. Annesinden kendisini duasından eksik etmemesini isteyerek beklemeye başladı.

Geçen her dakika daha çok endişeleniyordu. Ansızın bulunduğu yer aydınlanmaya başladı. Işığın kaynağını görmek için döndüğünde lüks bir spor araba ona doğru gelmekteydi. Henüz elini kaldırmaya fırsat bulamadan araba yanında durmuştu bile. Arabada tek bir karaltı vardı, ona doğru eğildi. Karaltının sarışın bir kadın olduğunu gördü. Ona cazibeli bir şekilde gülümsüyordu. Ama ona kanmamak için birkaç öksürükle kendini toparladı ve artık kaçamayacağı sorusunu sorma zorunluluğunu hissederek devam etti ; “Affedersiniz, kalacak bir yer arıyorum. Yolunuzun üstünde bildiğiniz bir yer varsa bana yardım edebilir misiniz?”. Cevap soru bitmeden gelmişti bile: “Neden olmasın?”. Teşekkür edip bavullarını bagaja tıktıktan sonra şoför koltuğundan başka tek koltuk olan kadının yanındaki koltuğa geçti.                           İçeride ağır bir alkol ve sigara kokuyordu. Bulunduğu durumdan rahatsız olması yetmiyormuş gibi kadının yayılarak oturması onu daha bir geriyordu.  Kaçamak bakışlardan kurtulamayacağını anladığı için daha ne kadar gideceklerini sordu. Üzerinde gezinen bakışlar gibi kaçamak bir cevap alınca sustu ve camın ötesine düşünceli bir şekilde bakmaya başladı. Annesinin ona herkese güvenebileceğini, fakat herkesin güvenilir olmayacağını söylediğini hayal meyal hatırlıyordu. Aslında bu sözü, bir yaz akşamı, kitap yazmaya karar verdiğinde kitabın ana fikri olarak tasarlamıştı. Fakat iç sesine anne demek hem annesinin hasretini bastırıyor hem de kendine güvenmesini sağlıyordu… Nihayet araba durmuştu. Dışarıda sadece birkaç lambanın zayıf ışıklarının aydınlattığı tabela seçilebiliyordu. Burası bir moteldi. Arabanın içinde beklemesi kadının isteyebileceği bir şey olmasının farkına vardıktan sonra teşekkür ederek aceleyle arabadan indi. Bagaja yöneldiği sırada kadının bagaj kapağına yaslanmış olduğunu irkilerek fark edebildi. “Önemli değil.” dedikten sonra küstahça gülen kadın, geri çekildi ve bavulların indirilmesini seyretti. Bavulları sırtladıktan sonra motele doğru hızlıca ilerlediğinde kadının bakışlarını hala üzerinde hissediyordu. Sabah olunca derhal başka bir yere gitmesi gerektiğine aceleyle karar verdi. Anaç bir tavırla karşılayan motel sahibinden bir oda istedi ve ertesi sabah plan yapmak üzere kendini uykunun yumuşak kollarına bıraktı…

Elifnur Taşdemir



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>