Pages

Categories

Ara



Şarkıya Dön! Kalbine Dön!

Şarkıya Dön! Kalbine Dön!

22 Eylül 2014
3. Kademe, Genç Düşünce Platformu, Horanta Dergisi, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

Son iki asırdır şüphesiz içimizde bizi kasıp kavuran bir yangın var. Ve biz Müslümanlar devamızı İslam’dan başka bir yerlerde aradığımız için hakikate ulaşmamız hayli zaman alıyor ve alacağa benziyor.

Duçar olduğumuz amansız hastalık Modernizm. Bizleri makinelere aşık fertler halinde topluma arz ederken niye bilmiyorum öylece beklemişiz hazin sonumuzu. Aynaya baktığımızda bizimle olana aldanıp köklü bir medeniyetin tevarüsü olan ruhlarımızın bizden ağır ağır uzaklaşışını seyretmişiz. Pragmatik toplumların aksine aşk üzerine evrilen koca bir medeniyetin varisleri olan bizler, mukaddes emanetimize layıkıyla sahip çıkamamışız.

Hayatı estetik ve incelikle ilmik ilmik dokuyan zarif insanların torunları olmanın bizlere yüklediği sorumluluklara itibarımızda hakikatten sıkıntılar var gibi. Milletçe haysiyetimize yönelik bu taarruzlar bizleri korkutmaz olmuş artık. Medeniyet iştiyakıyla kavrulan bizler anlamışız ki eve dönme vaktimiz bir hayli geçmiş.

Geriye dönüp baktığımızda geçmişte yaşayan ariflerimizin, alimlerimizin hakikati ararlarken hayatlarından zarafet ve manayı katiyen çıkarmayışları düşündürmeli bizleri. Biraz daha derinlere indiğimizde alimlerin, ariflerin birer sanatçı olmaktan beri olmadıklarını görmek çok da zor olmayacaktır. Çünkü sanat, bugün düşülen yanılgının aksine, popüler kültürün telakkisinden çok daha uzakta bir yerdedir. Sanatın derdi; aşkı, meşk ile kalbe doldurmaktır. Aşkı, insanı var oluş gayesinde ötelere taşıyacak aşkı…

Ve sanat “tüketilebilen” bir şey değildir. Bugün kapsama alanı çok büyük olan tüketim kültürüyle çatışmasının başlıca sebeplerinden biri de budur. Günümüzde icra sebebi teşhir olması hasebiyle medyadan ayıramadığımız, sanat olmaktan çıkmış, harabeye dönmüş bir müzik anlayışı var. Kısa ömürlü ve gayesi prim yapmak olan müzikler, estetik unsurlarını ihtiva etmeyen ve zaten böyle bir kaygısı olmayan ses yığınlarıdır. Yoğun Batı hayranlığının bir tecellisi olan bu şarkıların güftelerinden sığlık, samimiyetsizlik, sevgisizlik, aşağılama, nefret, usanmışlık  fışkırıyor. Duygudan, ruhtan, ilahi ahenkten yoksun, teneke yuvarlanmasını andıran tınıları olan müzikler… Hâsılı günümüzdeki musiki anlayışı öncesi olmayan, bir köke sahip olmaktan mahrum, kişiliksiz ve kimliksiz bir müzik. Sanat ruhtan koparılıp bir metaya dönüştürülünce onu icra edenler, maşuklar değil; sermayedarlar olacaktır. Gaye kar ve piyasaya tutunmak olunca her aşamada bir noksanlık ve önemli niteliklerden feragat görülüyor ne yazık ki. Estetikten bu kadar yoksun bir sanat anlayışının böylesine tutulur olması başka çağlarda da görülmüş müdür? Erbaplarının “Öğrenme, hisset.” dedikleri bir terennüm, parayla satın alınabilir mi ki? Diyor ya şairimiz: “Küçük bir tereddütten sonra inanıyorsun. Parayla satın alınamayacak ne kalmış dünyada?”

Ve teşhir, ve teşhir, ve teşhir… Kadim geleneğe sahip toplumlarda bilinir ki erdem, sahip olunan şeyleri teşhir değil gizlemektir. Gizlemek her zaman daha zordur. Ahlaki ve dolayısıyla güzel olandır. Tarihin en güçlü imparatorluklarını diri tutan hafife alınmayacak sanat birikimlerinden farklı bir şey midir? Tüm samimiyetimle inanıyorum ki toplumları yönlendirmekle mükellef sanatçıları (!), teşhir ürünü haline gelmiş milletler çürümeye yüz tutmuş milletlerdir. Nuriye Akman bir röportajında soruyor Gülben Ergen’e “Henüz gencim, yaşlanmadan cebimi doldurayım diye bir düşünceniz var mı?” diye. Ve Gülben Ergen beklediğimiz hicabı sergilemeden cevabını veriyor: “Var var. Şu anda benim en verimli zamanlarım. Yarın bir trafik kazası geçirebilirim. Yüzüme ya da vücuduma bir zarar geldiği zaman ben mahvolurum…”

Hülasa toplumumuz, ışıltılı ama kuru, cazibeli ancak soğuk bir tehditle karşı karşıya: Modernizm . Bugün bu tehlikeyle kendinden emin bir şekilde savaşan gayretkeşlerimiz de hala yaşayan gerçek sanatçılar olsa gerek. Bu toplumu omuzlayıp daha yüksek bir yere taşıyabilen birileri olacaksa muhtemelen gerçek sanatçılar olacaktır. Eğer ruh durdurulabilen bir şey değilse ve medeniyetimizin mührü bir yerlerde açığa çıkmayı bekliyorsa ümitvar olmalıyız demektir. Bir büyüğümüz söylemişti: Bir medeniyet yorumu zahirde gözükmüyorsa dahi küllerinin altından dikkatli nazarlar için berhayattır.

Dilara ZENGİNCE

GDP 3. Kademe



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>