Pages

Categories

Ara

Piyon Olmak

Piyon Olmak

20 Ekim 2014
1. Kademe, Genç Düşünce Platformu, Horanta Dergisi, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

Einstein’nın bir sözü varmış: “İnsanın iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayırt edebilecek bir kafası olmalıdır. Ben bugünkü gençlerde en büyük eksiklik olarak bunu görüyorum.” Düşünce Platformu Hazırlık Kademesi olarak geçen hafta okuduğumuz kitapta rastladığım, beni en çok etkileyen ve aklımdan çıkmayan cümleler, işte bunlardı. “Vay be, Einstein büyük adammış!” dedirtti bana. Çünkü söyledikleri bence çağımızın en büyük problemini gözler önüne seriyor.

Her ne kadar okulda bir sürü şey öğrensek de, hiçbirimiz bunu “İlim öğrenmek bir ibadettir, okumak dinin emridir.” diyerek Allah’ın rızasını kazanmak için, hatta sırf öğrenmek için bile yapmıyoruz. Bize yapmamız gerektiği söylenen bir şey olduğu için yapıyoruz. Yemek-içmek, sınava çalışmak ve eğlenmekten ibaret monoton bir hayatı devam ettirmemizi isteyenlerin sözünü dinliyoruz..

Dışarıda gördüğümüz, televizyonda izlediğimiz insanların hayatlarına özeniyoruz. Sahip olduğumuz şeyler bize asla kâfi gelmiyor. Hiçbir şeyle mutlu olamıyoruz.

Çevremizden çok çabuk etkileniyor, kötü alışkanlıklara sırf havalı görünmek veya kendimizi kanıtlamak, popüler olmak gerekçeleriyle çok kolay bulaşabiliyoruz.

Bunların hepsinin nedeni, işte bu sözde saklı: “İnsanın iyi ve kötüyü birbirinden ayıracak bir kafası olmalı.” Kafa var da kullanılmıyor ki!

En büyük problemimiz bu: Düşünmüyoruz. Çalıştırmıyoruz saksıyı. Ezberci bir gençlik yetişiyor. Bize ne “iyi” denirse onu iyi, ne “kötü” denirse onu kötü kabul ediyoruz. Çok okuyan bir millet de değiliz. Neden okuyalım ki? Düşünmüyoruz, neyi merak edelim?

Bize dayatılanı da ötesini de düşünmüyoruz. Yaşamış olmak için yaşıyoruz. Zaten bize yapacaklarımızı söyleyen ve gösteren, hayatımızı bir kalıba sokan bir alet var hepimizin evinde. Düşünmeye ne hacet! Anlıyorsunuzdur neyden bahsettiğimi. Avrupa’ya benzeme hevesini arttıran, Batılılaşmaya en çok destek çıkan teknoloji harikası: televizyon.

Hayallerimiz bile televizyonun kontrolü altında değil mi? Karakterimizi bile o çok sevdiğimiz dizi-film karakterleri belirlemiyor mu? Onlarla şekillenmiyor mu kişiliğimiz? Farkında değiliz ama adeta “Yaşasın Özgürlük!” diye bağırıyoruz, altın bir kafesin içinden.

Çok sevdiğim bir hocamın şu sözleri aklıma geliyor: “İnsan, hakikaten tabiattan uzaklaştıkça kendinden de uzaklaşıyor.” Biz etrafta hiç lamba olmayan bir dağın tepesinden her tarafı aydınlatan yıldızları hiç görmedik mesela. Bir kere bile yolun ortasında durup yıldızlara bakmadık. “Bulutlar pamuk şeker gibi yenilir mi yoksa sis gibi içinden mi geçilir?” diye kendi kendimize hiç sormadık. Hiç bir şeyi çok merak edip, öğrenmek için delicesine bir şevkle kitapların kapısını çalmadık. Aklımızdan bile geçirmedik. Tabii Batı kültürünün üstünlüğünü(!) en ince ayrıntılarıyla bize öğreten ve evimize taşıyan romanlar dışında.

İyi ile kötüyü ayırt etmek için bir şeyi referans almamız gerek. Bize iyiyi, kötüyü tanıtan bir kaynağa ihtiyacımız var. Bu kaynak da elbette, bütün evrenin sırrını içinde barındıran, ancak hiç merak edip anlamak, öğrenmek, ibret almak için okumadığımız Kur’an-ı Kerim.

Bizler yalnızca kendisine aşılanan fikirlere boyun eğen, üretmekten yoksun, “Evet, katılıyorum!” veya “Hayır, bu doğru olamaz.” bile diyemeyen, donanımı olmadığı için yorum yapmayı da beceremeyen, eleştiremeyen, DÜŞÜNMEYEN bir gençliğiz. Ve bunu değiştirip kendimize çeki düzen vermezsek, korkarım birilerinin piyonu olmaktan daha ileri gidemeyeceğiz.

MÜBERRA ÖZKAN
GDP HAZIRLIK KADEMESİ

 



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>