Pages

Categories

Ara



Peynirimi Kim Kaptı?

Peynirimi Kim Kaptı?

5 Şubat 2015
Öğretmen Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

PEYNİRİMİ KİM KAPTI?

Bir zamanlar uzak bir memlekette karınlarını doyurmak ve mutluluğa ulaşmak için bir labirentin içinde Peynir arayıp duran dört küçük karakter vardı.
Kahramanlarımızın ikisi SNIFF (KOKLAYICI) ve SCURRY (ACELE EDİCİ) adlı fareler, diğer ikisi ise cüsseleri fare kadar küçük olan ama günümüz insanına çok benzeyen ve insan gibi hareket eden küçük şahıslardı. Onların isimleri de HEM (BASIK) ve HAW (ATMACA) idi.
Hikayemize konu olan karakterler gayet küçük cüsseli olduklarından ne yaptıklarını gözden kaçırmak çok kolaydı. Ancak yakından bakıldığında son derece ilginç şeyler görülebiliyordu.
Farelerimiz ve insancıklarımız, her gün zamanlarını, kendilerine ait özel Peynir parçalarının peşinden koşmakla geçirirlerdi.
Farelerin basit beyinlerine ama kuvvetli içgüdülerine sahip olan SNIFF ve SCURRY, hemcinslerinin favorisi olan sert, çiğnemelik Peyniri ararlardı.
HEM ve HAW adlı insancıklarımız ise pek çok kanaat ve hissiyatla dolu beyinlerini kullandıklarından, kendilerini mutlu ve başarılı kılacağına inandıkları, baş harfi büyük P ile yazılan, çok farklı bir Peynir türünü bulmaya çalışırlardı.
Fareler ve insancıklar arasında büyük farklar olmasına rağmen bunların ortak bir yanları da vardı: Her iki türün mensupları da her sabah eşofmanlarını ve spor ayakkabılarını giyerek küçük evlerini terkeder ve arzuladıkları özel Peynir çeşidinin peşine düşerlerdi.
Labirentte koridorlar ve odalar vardı. Bunların bazılarında lezzetli Peynir parçaları bulunurmuş. Ama labirentte karanlık köşeler ve çıkmaz sokaklar da mevcuttu. Herkesin gayet kolay kaybolabileceği bir yerdi burası.
Nereye gideceğini bilenler için ise, labirent, daha iyi bir hayatın sırlarını saklıyordu.
SNIFF ve SCURRY adlı farelerimiz, Peynirlerini bulmak için basit bir deneme-yanılma metodu kullanırlardı. Bir koridora dalarlardı; sonuç alamazlarsa gerisin geriye dönüp Peyniri başka bir koridorda aramaya başlarlardı. Peynir bulamadıkları koridorları akılda tutup, hızla labirentin diğer kısımlarına yönelirlerdi.
SNIFF, koku alma yeteneği sayesinde Peynirin genel olarak ne yönde olduğunu tespit edebilirdi. SCURRY ise koştura koştura Peynir bulmaya çalışırdı. Tahmin edebileceğiniz gibi farelerimiz gayet tabii olarak yollarını kaybederlerdi. Sık sık da duvarlara çarparlardı. Ancak bir süre sonra doğru yolu bulurlardı.
Tıpkı fareler gibi HEM ve HAW adlı insancıklarımız da düşünme ve geçmiş hatalardan ders çıkarma yeteneklerini kullanırlardı. Ancak insancıklarımız Peynirin yerini bulmak için daha gelişkin metodlar geliştirmek üzere kompleks beyinlerini kullanırlardı.
İnsancıklarımız bazen çok başarılı olurlardı. Ama bazen de güçlü beyinleri ve duygusal yapıları gözlerine bir perde gibi inerdı. Bu da labirentteki hayatı daha karmaşık ve çetin bir hale sokardı.
Her şeye rağmen, SNIFF, SCURRY, HEM ve HAW’ın her biri kendi yöntemlerini kullanarak amaçlarına ulaştılar. Hem fareler hem de insancıklar, labirent koridorlarından birinin en ucunda yer alan P adlı Peynir köşesinde aradıkları özel Peynir çeşidini buldular.
Artık fareler ve insancıklar her sabah eşofmanlarını çekip daha önce Peynir buldukları köşeye koşmaya başladılar. Kısa bir süre içinde her biri Peynir köşesine ulaşmak için kendi özel yöntemini geliştirdi.
SNIFF ve SCURRY her sabah erken kalkarak aynı yoldan Peynir köşesine gitmeye devam ettiler.
Hedeflerine vardıklarında fareler spor ayakkabılarını çıkarıyorlar ve ihtiyaç olursa kolayca erişebilsinler diye ayakkabıları boyunlarına asıyorlardı. Peyniri çok beğeniyorlardı.
Başlangıçta HEM ve HAW da yiyeceği buldukları Peynir köşesine koşarak gidiyorlar ve kendilerini bekleyen taze Peynir parçalarına kavuşuyorlardı.
Ancak bir süre sonra insancıklarımızın takip ettiği rutinde bazı değişiklikler oldu.
HEM ve HAW her gün biraz daha geç kalkmaya başladılar. Biraz daha yavaş giyinir ve yürür oldular. Ne de olsa Peynirin yerini de oraya nasıl ulaşılacağını da artık gayet iyi biliyorlardı.
İnsancıklarımız, Peynirin nereden geldiği ya da Peyniri oraya kimin koyduğu hakkında hiç bir fikre sahip değildiler. Sadece Peyniri sürekli orada bulacaklarını varsayıyorlardı.
HEM ve HAW her sabah Peynir köşesine vardıklarında önce şöyle bir rahat nefes alıyorlardı. Eşofmanlarını çıkarıyorlar, spor ayakkabılarını kaldırıyorlar ve terliklerini giyiyorlardı. Artık Peynire sahip oldukları için gayet rahat davranıyorlardı.
HEM, “Mükemmel bir iş; hepimize sonsuza kadar yetecek Peynir var” dedi. İnsancıklar mutlu ve başarılı olduklarını hissediyorlardı. Ve artık emniyette olduklarını düşünüyorlardı.
Aradan fazla bir zaman geçmemişti ki, HEM ve HAW, P noktasından temin ettikleri Peyniri artık sahiplenmeye başladılar. Orada o kadar çok Peynir vardı ki, bir süre sonra evlerini de Peynir köşesine yakın bir yere taşıdılar; sosyal hayatlarını o eksen etrafında inşa ettiler.
Daha da rahat bir ortama kavuşmak için HEM ve HAW evlerinin duvarlarını vecizelerle donattılar. Hatta bu vecizelere fon olarak Peynir resimleri de çizdiler. Bu iş çok hoşlarına gitti. Vecizelerden biri şöyleydi:
HEM ve HAW bazen arkadaşlarını da Peynir köşesine götürür ve gururla Peynir kaynaklarını gösterirken “Ne güzel Peynir değil mi?” derlerdi. Peyniri dostlarıyla bazen paylaşırlar bazen de paylaşmazlardı.
HEM, “Bu Peyniri hakkediyoruz” derdi. “Peyniri temin etmek için hem çok uzun süre hem de çok sıkı çalışıyoruz” diye konuşurdu. Böyle dedikten sonra taze bir Peynir parçası alır ve yerdi.
Çoğu zaman karnını doyurunca uykuya dalardı.
İnsancıklarımız her akşam karınlarını Peynirle doldurmuş olarak evlerinin yolunu tutarlardı. Her sabah da taze Peynir bulacaklarından emin olarak geri dönerlerdi.
İşler bir süre böyle devam etti.
Günlerden bir gün HEM ve HAW’un kendinden emin halleri, başarıya mahkum oldukları inancına ve kibre dönüştü. Kısa bir süre sonra kendilerinden o kadar emin bir hale geldiler ki, neler olup bittiğini fark edemediler bile…
Zaman ilerlerken SNIFF ve SCURRY ise her zamanki rutinlerine aynen devam ettiler. Her sabah Peynir köşesine erkeden vardılar, ortalığı kokladılar, incelediler, bir önceki güne göre herhangi bir değişiklik olup olmadığını anlamaya çalıştılar.
Bir sabah Peynir köşesine geldiklerinde ortalıkta hiç Peynir olmadığını gördüler.
Hiç şaşırmadılar. SNIFF ve SCURRY, Peynir stoğunun her gün biraz daha azaltığını görüyorlardı. Kaçınılmaz sona kendilerini hazırlamışlardı. Bundan sonra ne yapmaları gerektiğini içgüdüsel olarak biliyorlardı.
Birbirlerine baktılar, el altında dursun diye boyunlarına doladıkları spor ayakkabılarını hemencecik çözdüler ve ayaklarına geçiriverdiler.
Farelerin, hadiseleri aşırı analiz etme gibi bir özellikleri yoktu.
Fareler açısından problemler de bunların çözümleri de basitti. Peynir köşesinde durum değişmişti. Bu sebeple SNIFF ve SCURRY de değişmeye karar verdiler.
Labirente baktılar. SNIFF, başını kaldırdı, havayı kokladı, SCURRY’ye başıyla “haydi” dedi. SCURRY labirentin içinde yeni hedeflerine doğru hızla koşmaya başladı. SNIFF de elinden geldiği kadar hızla SCURRY’yi takip etti.
Böylece hemen yeni bir Peynir kaynağının arayışına başladılar.
Aynı gün daha geç bir saatte HEM ve HAW da eski Peynir köşesine ulaştılar. Günlerdir yaşanan gelişmeleri fark etmedikleri için orada yine Peynir bulacaklarından emindiler.
Karşılaştıkları duruma karşı hazırlıklı değildiler.
“Ne? Peynir kalmamış mı” diye bağırdı HEM. “Peynir kalmamış, ha?” diye o kadar bağırıyordu ki, sanki o bağırınca birileri oraya yine Peynir koyacaktı.
HEM, “Peynirimi kim götürdü?” diye gürledi.
Sonunda ellerini beline koydu, yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir şekilde avazı çıktığı kadar haykırdı: “Böyle adalet olmaz!”
HAW da olup bitene hâlâ inanamıyor, “Olmaz böyle şey” diye kafasını iki yana sallıyordu. O da Peynir köşesinde yine yiyecek bulabileceklerinden emindi. Uzun bir süre şoktan donakaldı. Böyle bir şeyi hiç beklemiyordu.
HEM bağırıp duruyordu. Ama HAW’un onu dinlemeye hali yoktu. Karşı karşıya geldiği hadiseyi kaldıramayacak durumdaydı. Kulaklarını her şeye tıkamıştı.
İnsancıkların tutumu hoş da değildi, bir işe de yaramıyordu. Ama anlaşılır bir tutumdu.
Peynir bulmak kolay değildi. Peynir bulabilmek, bu insancıkları için, her gün karınlarını doyurabilmekten çok öte bir anlam ifade ediyordu.
Peynir onlar için mutluluk sandıkları şeye ulaşmanın yoluydu. Peynirin kendileri için neler ifade ettiği konusunda hepsinin kendi zevklerine göre farklı fikirleri vardı.
Bazıları için Peynir maddi varlık anlamına geliyordu. Kimileri için ise sağlık ve afiyet manası taşıyordu Peynir.
HAW açısından Peynir; güven duygusu, günün birinde güzel bir aile sahibi olma ümidi ve Çedar Bulvarı’nda sımsıcacık bir evde yaşamaktan ibaretti.
HEM için ise Peynir; diğerlerine hükmedecek bir makama gelmeyi ve Camambert Tepesi’nin en üst noktasında büyük bir ev sahibi olmayı ifade ediyordu.
Peynir kendileri için önemli olduğundan, insancıklar ne yapmaları gerektiğini saptamak için uzun süre bir karar vermeye çalıştılar. Eski Peynir Köşesine durmadan bakarak Peynirin gerçekten kaybolup kaybolmadığına tekrar tekrar bakmaktan başka bir şey akıllarına gelmiyordu.
SNIFF ve SCURRY hızla harekete geçtikleri halde HEM ve HAW boş işlerle vakit kaybetmeye devam ettiler.
Başlarına gelen hadisenin ne kadar haksız ve adaletsiz olduğundan dert yanıp durdular. HAW, ruhi çöküntü yaşamaya başladı. Ya orada yarın da Peynir bulamazsa ne olacaktı? Tüm gelecek planlarını o Peynirin üzerine kurmuştu.
İnsancıklar bir türlü inanamıyorlardı. Tüm bunlar nasıl olurdu? Kimse onları ikaz etmemişti. Bu, haksızlıktı. İşler böyle yürümemeliydi.
HEM ve HAW akşam evlerine aç ve cesaretleri kırılmış olarak gittiler. Peynir köşesinden ayrılmadan önce HAW duvara şunları yazdı:

Ertesi gün HEM ve HAW evlerinden çıkıp Peynir köşesine geldiler. Burada yine Peynir bulmayı, kendi Peynirlerini bulmayı ümid ediyorlardı.
Durumda bir değişiklik yoktu: Artık burada Peynir bulunmuyordu. İnsancıkları ne yapmaları gerektiğini bilemiyorlardı. HEM ve HAW heykel gibi öyle kalakaldılar.
HAW, gözlerini sıkı sıkıya kapattı, kulaklarını elleriyle tıkadı. Hiç bir şey görmek-duymak istemiyordu. Peynir stoğunun aşama aşama eridiğini kabul edemiyordu. Peynirin aniden yok edildiğine inanıyordu.
HEM, durumu defalarca analiz etti ve komplike beyni ve dev inanç sistemi sonunda işe ağırlılığını koydu. HEM, “Bunu bana nasıl yaparlar? Burada neler oluyor?” dedi.
Son olarak HAW da gözlerini açtı, etrafına baktı ve şöyle dedi: “SNIFF ve SCURRY nerelerdeler acaba? Ne dersin, bizim bilmediğimiz bir şeyler biliyor olabilirler mi?”
HEM, oralı olmadı: “Ne bilebilirler ki?”
HEM, sözlerine devam etti, “Onlar basit birer fare. Tek yaptıkları olaylara tepki vermek. Bizler insancıklarız. Farelerden daha akıllıyız. Bu işi çözebilmemiz lazım!”
“Daha akıllı olduğumuzu biliyorum,” dedi HAW ve sözlerini sürdürdü: “Ama şu anda daha akıllı davranıyor gibi görünmüyoruz. Buralarda işler değişiyor, HEM. Belki biz de değişmeliyiz ve daha farklı çalışmalıyız.”
HEM, “Neden değişelim ki?” diye sordu. “Biz insancıklarız. Özel varlıklarız. Bunlar bize reva değil. Böyle şeyler başımıza geldiğinde bile bize bir faydası olmalı.”
“Neden bir faydası olsun?” dedi HAW.
HEM, “Çünkü bu bizim hakkımız,” diye cevapladı.
HAW, merakını gidermek için “Hakkımız olan nedir?” sorusunu yöneltti.
“Hakkımız olan şey Peynirimizdir,” cevabını aldı HEM’den.
“Neden?” diye sordu HAW.
“Çünkü bu problemin müsebbibi biz değiliz,” dedi HEM ve devam etti: “Bu başka birisinin marifeti ve dolayısıyla biz bu işten bir menfaat sağlamalıyız.”
HAW, bir teklif getirdi: “Belki de durumu analiz etmeyi bırakmalı ve sadece yeni Peynir peşine düşmeliyiz.”
“Olamaz,” dedi HEM, “Bu işi iyi bir anlamam lazım.”
HEM ve HAW hâlâ ne yapmak gerektiğine karar vermeye çalışırken SNIFF ve SCURRY çoktan yola koyulmuşlardı. Labirent içinde ilerlemelerine devam ettiler. Koridorları bir aşağı bir yukarı arşınladılar. Peynir olabilecek her yere baktılar.
Taze Peynir bulmaktan başka bir şey düşünmüyorlardı.
Elleri boş epey bir Peynir aradılar. Peyniri sonunda –daha önce hiç geçmedikleri- Y adlı Peynir köşesinde buldular.
Zevkten çığlıklar attılar. Aradıkları şeyi bulmuşlardı: Muazzam bir taze Peynir stoğu.
Gözlerine inanamıyorlardı. Şimdiye kadar gördükleri en büyük Peynir kaynağına kavuşmuşlardı.
Bu arada HEM ve HAW hâlâ eski P adlı Peynir köşesinde durumlarını değerlendirmekle meşgullerdi. Artık Peynirsizlik canlarına tak etmeye başlamıştı. Hayalkırıklığı yaşıyorlardı. İçinde bulundukları durumdan birbirlerini suçlamaya başlamışlardı.
HAW, ara sıra fare arkadaşları SNIFF ve SCURRY’yi hatırlıyordu. Acaba fareler Peynir bulabilmişler miydi? HAW, “Herhalde fareler zor anlar yaşıyorlardır,” diye düşündü. Çünkü labirentin içinde dolaşmak her zaman belirsizlikler getirebiliyordu. Ama HAW, bu belirsizliklerin sadece bir süre için geçerli olacağını, sonra kaybolup gideceğini de biliyordu.
HAW bazen, SNIFF ve SCURRY’nin yeni bir Peynir kaynağı bulmuş ve bunun keyfini çıkarıyor olabileceklerini de hayal ediyordu. Kendisinin de taze Peynir bulması halinde bundan ne kadar mutlu olacağını da düşünüyordu. O kadar ki, sanki taze Peynirin tadını ağzında hissediyordu.
HAW bu düşünceler içinde kendini taze Peynir yerken hayal ettikçe, P adlı Peynir köşesini bırakıp gitme güdüsü de güçleniyordu.
Birden “Gidelim!” dedi.
HEM, derhal “Hayır,” diye karşı çıktı. “Burası güzel. Rahat. Bildiğimiz bir yer. Üstelik, buranın dışı da tehlikeli.”
HAW itiraz etti: “Tehlikeli değil. Daha önce de labirentin içinde dolaştık. Bunu yine yapabiliriz.”
“Bu işler için artık yaşlı sayılırım,” dedi HEM. “Kaybolup aptal durumuna düşmeye meraklı değilim. Ya sen?”
Konuşma bu noktaya gelince HAW’ın başarısız olma korkusu geri geldi ve Yeni Peynir bulma umudu zayıfladı.
Böylece insancıklarımız her zamanki işlerini yapmaya devam ettiler. P adlı Peynir köşesine gittiler, Peynir bulamadan evlerine geri döndüler. Beraberlerinde endişe ve hayalkırıklıklarını da evlerine taşıdılar.
Olup-bitenleri inkar etmeye çalıştılar ama artık gözlerine kolay kolay uyku girmez oldu. Artık ertesi gün için giderek daha az enerjileri kalıyordu. İşler sıkıntılı bir hal almıştı.
Evleri artık eskisi gibi onları besleyen bir yer olmaktan çıkmıştı. İnsancıklar uyuma güçlüğü çekiyorlardı. Bir daha hiç Peynir bulamama kâbusları görüyorlardı.
HEM ile HAW eskiden beri bildikleri Peynir köşesine her gün uğramaya devam ettiler.
HEM şöyle diyordu: “Gerçekten sıkı çalışırsak aslında hiç bir şeyin değişmediğini görürüz. Peynir muhtemelen buralarda bir yerdedir. Belki de Peyniri duvarın arkasına saklamışlardır.”
Ertesi gün HEM ve HAW aletleri de yanlarında getirdiler. HEM keskiyi tuttu, HAW balyozla vurdu ve neticede duvarda bir delik açtılar. Delikten içeri baktıklarında Peynir göremediler.
Hayalkırıklığına uğramışlardı ama yine de problemi çözebileceklerine inanıyorlardı. Ertesi gün erkenden işe koyuldular. Daha uzun ve daha sıkı çalıştılar. Bir süre sonra ellerine geçen tek şey, HAW, çalışmakla sonuç almak arasındaki farkın bilincine varmaya başlamıştı.
HEM şöyle diyordu: “Belki de burada oturup olacakları beklemeliyiz. Eninde sonunda buraya Peynir koymak zorundalar.”
HAW da buna inanmak istiyordu. Böylece hergün dinlenmek için eve gittiler ve ertesi gün istemeye istemeye eski Peynir köşesine geri döndüler. Peynir yoktu.
duvarda giderek büyüyen bir delikten ibaretti.
Artık insancıklar açlık ve stresten zayıf düşmeye başlamışlardı. HAW, işler düzelecek diye beklemekten yorulmuştu. Peynirsiz köşede ne kadar uzun süre beklerlerse durumun o kadar kötüye gittiğini görüyordu.
Sonunda HAW birgün haline gülmeye başladı. “Şu halimize bakın,” dedi, “Hep aynı şeyleri yapıyoruz, ondan sonra da işler neden düzelmiyor diye merak ediyoruz. Halimiz gülünç, hatta saçma.”
HAW, yeniden labirentin koridorlarında koşuşturma fikrine sıcak bakmıyordu. Kaybolacağını biliyordu. Nerede Peynir bulableceği konusunda hiç bir fikri yoktu. Ama, korkunun onları ne hale soktuğunu görünce içinde bulundukları duruma gülmeden de edemiyordu.
HAW, HEM’e sordu: “Spor ayakkabılarımızı nereye koymuştuk?” Ayakabıları bulmaları uzun sürdü. Çünkü Peyniri ilk bulduklarında, bir daha ihtiyaçları olmaz diye her türlü eşyalarını gözden ırak bir yere kaldırmışlardı.
HEM, arkadaşının yeniden spor kıyafetlerini üzerine geçirdiğini görünce sordu: “Labirentin içinde yeniden koşmaya başlamayacaksın, değil mi? Neden burada benimle kalmıyor ve Peyniri tazelemelerini beklemiyorsun?”
HAW şöyle cevap verdi: “Kafan basmıyor. Ben de şimdiye kadar durumu görmek istemiyordum ama dünkü Peynirin geri gelmeyeceğini artık anlamış bulunuyorum. Artık yeni Peynir bulmanın vaktidir.”
HEM karşı çıktı: “Peki ya başka yerlerde de Peynir yoksa? Peynir olsa bile ya biz onu bulamazsak?”
“Bilmiyorum,” dedi HAW. Zaten HAW bu soruları kendisine defalarca sormuştu. Onu bulunduğu yerde tutan korkuları yeniden hissetmeye başlamıştı.
Kendi kendisine sordu: “Nerede Peynir bulma ihtimalim yüksek-burada mı yoksa labirentte mi?”
HAW kafasında bir tablo canlandırdı. Gülümseyen bir yüz ifadesi ile labirentin içinde dolaştığını hayal etti.
Hayalinde canlandırdığı manzara HAW’u hem şaşırttı hem de mutlu etti. Arasıra labirentin içinde kaybolabileceğini düşündü ama eninde sonunda hem Peynire hem de onunla birlikte gelen her türlü nimete kavuşacağından emindi. Cesaretini topladı.
En akla yatkın durumu hayal etti. En gerçekçi detayları kafasında kurdu. Yeni bir Peynir kaynağı bulduğunu kafasında canlandırdı.
Delikli İsviçre Peyniri, turuncu renkli çedar, Amerikan Peynirleri, İtalyan mozzarella’ı ve son derece yumuşak Fransız Camambert Peyniri yediğini düşledi.
Sonra bir ara HEM’in bir şeyler konuştuğunu duydu ve hâlâ P adlı Peynir köşesinde olduklarını fark etti.
HAW dedi ki, “HEM, bazen durumlar değişir ve bir daha hiç eskisi gibi olmaz. Bizimki de sanki böyle bir durum gibi. Hayat böyle! Hayat devam ediyor. Biz de işimize bakmalıyız.”
HAW, bir deri bir kemik kalmış arkadaşına baktı ve onu mantıklı düşünmeye davet etmek istedi. Ama HEM’in korkusu artık öfkeye dönüşmüştü ve HAW’ı dinlemiyordu.
HAW, arkadaşına kaba davranmak istemiyordu ama her içine düştükleri saçma duruma gülmeden de edemedi.
HAW ayrılma hazırlığı yaparken kendisini daha canlı hissetmeye başladı. Artık sonunda kendine gülebilecek, kilitlenmeyi aşabilecek ve yola devam edebilecek özgüveni kazanmıştı.
HAW gülerek haykırdı: “Haydi Labirente!”
HEM ne güldü ne de bir cevap verdi.
HAW eline küçük ve sivri bir taş aldı ve HEM’in yararlanması için duvara ciddi bir vecize yazdı. Adeti olduğu üzere vecizenin etrafına bir de Peynir resmi çizdi. HEM’in de gülüp üzerindeki ağırlığı atmasını ve Yeni Peynir aramaya çıkmasını istiyordu. Ama HEM bunları görmekten yana değildi.

HAW’ın duvara yazdığı vecize şöyledi:
HAW kafasını kaldırdı ve labirentin içine tedirgin gözlerle baktı. Nasıl olup da kendisini Peynirsiz bırakan duruma düştüğünü şöyle bir hatırladı.
Labirentte başka Peynir kalmadığına ya da kalsa da kendisinin onu bulamayabileceğine inanmıştı. Bu tür korkular onu hareketsizliğe itmiş, hatta ölümün eşiğine getirmişti.
HAW artık tebessüm ediyordu. Biliyordu ki, HEM hâlâ “Peynirimi kim götürdü?” noktasındaydı. Halbuki HAW artık kendi kendisine “Peynir aramaya acaba neden daha önce başlamadım?” sorusunu soruyordu.
Labirentte dolaşmaya başlayan HAW geçmişi hatırladı ve rahatladı. Yeniden, bildiği-tanıdığı bir sahada yürümeye başlamıştı. Bir süre Peynir bulamamasına rağmen bu ona rahatlık veriyordu.
HAW giderek daha da tedirginleşti ve labirente gerçekten girmek isteyip istemediğini sorgulamaya başladı. Önündeki duvara bir vecize yazdı ve bir süre bu sözlere baktı durdu:
Düşündü.
Korkunun bazen işe yarayabildiğini biliyordu. Korktuğunuz zaman, bir şeyler yapmazsanız işler kötüye gider. Dolayısıyla bu durum sizi harekete geçmeye teşvik edebilir. Sizi herhangi bir adım atmaktan alıkoyan korkunun ise hiç bir faydası yoktur.
HAW sağına, labirentin daha önce hiç gitmediği kısmına baktı. Korkuyordu.
Sonra derin bir nefes aldı, labirente girdi ve bilinmeyene doğru koşmaya başladı.
Bir yandan yolu bulmaya çalışırken bir yandan da “Belki de eski Peynir köşesinde çok zaman kaybettim” diye endişelere kapıldı. O kadar uzun zamandır Peynirsizdi ki artık zafiyet noktasına gelmişti. Labirentte dolaşmak artık daha zordu ve daha fazla zaman alıyordu. Eğer bir daha benzer bir durum başına gelirse, daha çabuk harekete geçmeye ve değişlikliğe daha çabuk ayak uydurmaya karar verdi. Öyle yaparsa işi kolaylaşacaktı.
HAW zar zor gülümsedi ve kendi kendine şöyle dedi: “Geç olsun da güç olmasın.”
Bir kaç gün boyunca HAW sağda-solda küçük Peynir parçaları keşfetti. Ama hiç biri uzun süre yetecek bir kaynak değildi. Aslında yeterince Peynir bulup, HEM’e dönmeyi ve onu da yeniden labirente dalmaya teşvik etmeyi hayal etmişti.
Ama HAW henüz kendine güvenini tam olarak kazanamamıştı. Gerçekten de labirent ona karışık geliyordu. Son dolaştığından bu yana işler değişmiş gibi görünüyordu.
Tam mesefe kaydettiğine inanmaya başladığı anda koridorlarda kaybolduğunu anlıyordu. Sanki iki adım ileri bir adım geri gidiyordu. Çetin bir işle karşı karşıyaydı. Ama yeniden labirente dalmak, yeniden taze Peynir peşinde koşmaya başlamak hiç de korktuğu kadar kötü değildi.
Zaman geçtikçe, taze Peynir bulmasının gerçekçi bir ihtimal olup olmadığını sorgulamaya başladı. Kendisini aşan bir işin içine girmiş olmaktan endişeliydi. Ama sonra haline baktı, kemirecek hiç bir şeyi olmadığını tekrar gördü ve haline güldü.
Şevki kırılmaya başladığında kendisine hep şunu hatırlatıyordu: Ne kadar sıkıntılı bir durumda olursa olsun, Peynir aramak, Peynirsiz köşede beklemekten çok daha iyiydi. Olayları pasif bir şekilde izlemekle yetinmiyordu; kontrol artık kendisindeydi.
Şöyle düşündü: Eğer SNIFF ve SCURRY yollarına devam edebiliyorlarsa bunu o da yapabilirdi!
HAW geçmişe dönüp baktığında, eski Peynir köşesindeki kaynağın bir zamanlar sandığı gibi aniden kurumadığını farketti. Finale yaklaşırken aslında Peynir yavaş yavaş tükenmişti. Kalan Peynir tazeliğini ve lezzetini yitirmeye başlamıştı.
O belki farketmemişti ama Peynir belki de küflenmişti bile. Gördü ki, şayet isteseydi, Peynirin tükenmekte olduğunu önceden sezebilirdi. Ama bunu yapmamıştı.
Anladı ki, eğer olayları başından beri takip etseydi, işin nereye gitmekte olduğunu kestirmeye çalışsaydı, değişiklikler bir sürpriz olarak karşısına çıkmayacaktı. Zaten belki de SNIFF ve SCURRY’nin yaptıkları da buydu.
O andan sonra daha uyanık davranmaya karar verdi. Artık değişimin kaçınılmaz olduğunu düşünecek ve gelişini önceden tahmin etmeye çalışacaktı. Değişimin ne zaman geleceği ve değişime nasıl uyum sağlaması gerektiği konusunda temel içgüdülerine güvenmeye karar verdi.
Bir süre dinlendi ve sonra labirentin duvarına şöyle yazdı:

Ona uzunca gelen bir süre Peynir bulamayan HAW, sonunda ümit verici görünen dev bir Peynir kaynağına ulaştı. Ama yakınına gittiğinde Peynir köşesinin boş olduğunu gördü.
“Ne kadar sık ümidim kırılıyor,” diye düşündü. Pes edecek gibi oldu.
Bedeni gücünü de kaybediyordu. Kaybolduğunu biliyordu ve artık sağ kalamayacağından endişe etmeye başlamıştı. Geri dönüp eski Peynir köşesine gitmeyi düşündü. Hiç değilse orada HEM ile birlikte olurlar, HAW yalnızlıktan kurtulurdu. Ama yine kendisine şu soruyu sordu: “Korkmasaydım ne yapardım?”
Korkusunu yendiğini düşünmüştü ama aslında kendi kendisine bile itiraf edemeyecek kadar korku içindeydi. Neden korktuğunu her zaman tam olarak bilemiyordu. Ancak zayıf düşmüş bu halinde sadece yalnızlıktan korktuğunu anladı. HAW, durumunun farkında değildi ama korkuları ona hâlâ zaman kaybettiriyordu.
HAW, HEM’i düşündü. Acaba o da taze Peynir aramaya başlamış mıydı? Yoksa hâlâ korkularının etkisinde bir şeyler yapamaz durumda mıydı? Sonra da geçmişte labirentte neler yaşadığını aklından geçirdi. Kendinden en emin olduğu zamanlar yalnız hareket ettiği dönemlerdi.
HEM kendisine bir hatırlatma olsun diye hem de dostu HEM okur ümidiyle duvara şöyle yazdı:

HAW, labirentin karanlık koridorlarına baktı ve korkusunu yeniden hatırladı. Acaba gelecek neler getirecekti? Gelecekte hiç bir şey olmayabilir miydi? Daha kötüsü, ne gibi tehlikeler olabilirdi? Başına gelebilecek korkunç şeyler hayal etti. Kendi kendisini korkudan öldürecekti neredeyse.
Sonra, kendi haline güldü. Korkularının durumu daha da kötüleştirdiğini anladı. Korkmasa neler yapardı, diye düşündü ve öyle yaptı. Yeni bir istikamete doğru yola çıktı.
Labirentin karanlık koridorunda yürürken gülümsüyordu. Kendisi henüz farkında değildi ama ruhunu neyin beslediğini keşfetmekteydi. Tam olarak ne olduğunu bilemese de, ruhunu besleyen şey, durumu fazla kafasına takmadan geleceğe umutla bakmasıydı.
İçinde bulunduğu durumdan giderek daha fazla keyif almaya başlaması onu şaşırtıyordu. “Neden kendimi bu kadar iyi hissediyorum?” diye merak ediyordu. “Hiç Peynirim yok ve nereye gittiğimi bilmiyorum.”
Kısa bir süre sonra, kendisini iyi hissetmesine neden olan şeyi keşfetti ve duvara şöyle yazdı:

HAW, onu esir edenin aslında kendi korkusu olduğunu anladı. Yeni bir istikamete yönelmesi onu özgürlüğüne kavuşturmuştu.
Labirentin o kısmında esmekte olan serin ve hafif rüzgarı hissediyordu. Rahatlatıcı bir rüzgardı bu. Birkaç kere derin nefes aldı. Hareket onu canlandırmıştı. Korkusunu aştıktan sonra hayat daha önce hayal ettiğinden çok daha keyifli bir hâl almıştı.
HAW çok uzun bir süredir kendisini bu kadar iyi hissetmemişti. Bir şeyin peşine koşmanın keyfini neredeyse tamamen unutmuştu.
Daha da iyisi HAW hayallere dalmıştı. Kendisini gayet net bir şekilde en çok sevdiği Peynir çeşitlerine kavuşmuş olarak hayal etti. Bu hayal, keyfini iyice artırmıştı. O güzel Peynirlerin ne kadar lezzetli olduklarını düşündü.
Kendisini taze Peynir bulmuş olarak hayal ettikçe bu hülyası daha da gerçek ve inanılır bir hâl aldı. Taze Peynir bulacağını seziyordu.
Duvara şöyle yazdı:

Ne kaybetmekte olduğu yerine ne kazanabileceğini düşünmeye devam etti.
Eskiden hep değişimin kötü sonuç vereceğini düşünürdü. Şimdi bu düşüncesinin sebebini anlamaya çalışıyordu. Değişimin daha iyiye gidişi de getirebileceğini artık görüyordu.
“Bunu neden daha önce görmedim?” diye kendi kendine sordu.
Sonra labirentte her zamankinden daha güçlü ve daha uyanık olmaya karar verdi. Kısa bir süre sonra yeni bir Peynir kaynağı keşfetti. Kapısında taze Peynir parçacıkları göze çarpıyordu.
Daha önce hiç görmediği Peynir türleri karşısına çıkmıştı. Bunlar, mükemmel görünen Peynirlerdi. Tadına baktı ve çok lezzetli buldu. Taze Peynirin çoğunu yedi. Biraz da cebine koydu. Hem gelecek için kendisine biraz yiyecek ayırıyordu hem de belki daha sonra HEM ile paylaşır diye… Yeniden gücünü toparlamaya başladı.
Peynir köşesine büyük bir heyecanla girdi. Ama içerisi boştu. Yine hayal kırıklığına uğramıştı. Buraya daha önceleri birileri gelmişler ve taze Peynirden sadece birkaç parça bırakmışlardı.
Şunu anladı ki, şayet yola erken koyulsaydı bu yeni Peynir kaynağında gayet bol miktarda Peynir bulmuş olabilirdi.
HAW, geri dönmeye ve HEM’in ona katılmayı kabul edip etmeyeceğini anlamaya karar verdi.
Geldiği yoldan geri giderken, durdu ve duvara şöyle yazdı:

. Bir süre sone HAW, P noktasındaki o tükenmiş Peynir köşesine döndü ve HEM’i buldu, ona taze Peynirinden vermeyi teklif etti. Ancak HEM bunu reddetti.
HEM, arkadaşının jestine teşekkür etti ama şöyle dedi: “Yeni Peynir heveslisi değilim. Alıştığım bir şey değil o. Ben kendi Peynirimi geri istiyorum. İstediğimi elde edene kadar da değişmeyeceğim.”
HAW, buna sadece hayalkırıklığına uğrayarak ve başını iki yana sallayarak cevap verdi. Elinden başka bir şey gelmediğinden yola yalnız devam etti. Labirentin o ana kadar ulaştığı en uzak noktasına yeniden vardığında arkadaşının eksikliğini hissetti. Buna rağmen keşfetmekte olduğu yeni durumun onu hoşnut ettiğini fark etti: Yeni ve taze bir Peynir kaynağını belki hiç bulamayacaktı. Bulsa bile onu mutlu eden şey sadece Peynir değildi.
Onu mutlu eden, korkusu tarafından yönetilmemekti. Yaptığı işten memnundu.
Bunu bildiği için, Peynirsiz bile olsa eski P köşesine dönüp orada bir süre durmak HAW’a bir zaaf gibi gelmemişti. Korkusunun onu alıkoyamadığını farketmek ve yeni bir istikamete yöneldiğini bilmek onu canlandırmaya yetmişti.
Artık aradığı şeye kavuşmanın sadece zaman meselesi olduğunu biliyordu. Aslında aradığı şeyi çoktan bulduğunu da anladı.
Tebessüm etti ve duvara şunları yazdı:
HAW bir kere daha şunun farkına vardı: Korktuğu şey, hiç bir zaman hayal ettiğiniz kadar kötü değildir. Kendi beyninizde birikmesine müsaade ettiğiniz korku, varolan durumdan daha kötüdür.
Yeni bir Peynir kaynağı bulamayacağından bir zamanlar o kadar korkmuştu ki, hiç aramaya bile koyulamamıştı. Ama yola çıktıktan sonra koridorlarda kendisini ayakta tutacak kadar Peynir parçaları bulabilmişti. Şimdi daha fazlasının peşindeydi. Artık geleceğe bakmak bile ona heyecan veriyordu.
Eski düşünce tarzı endişe ve korkuları tarafından bulandırılmıştı. Yeterli Peynir bulamamaktan, bulsa bile bunun uzun sürmeyeceğinden korkmuştu. Nelerin yolunda gideceğine değil nelerin aksayacağına hep kafa yormuştu.
Ama eski Peynir köşesini terk edeli düşünce tarzı da değişmişti.
Eskiden “kimse ortadaki Peyniri alıp götürmemeli” diye düşünürdü. Değişimin doğru bir iş olmadığı fikrindeydi.
Artık değişimin sürekli ve doğal bir hadise olduğunu hazmetmişti. Değişimi önceden beklese de beklemese de bu böyleydi. Değişim, sadece ve sadece onu önceden beklemiyorsanız sizi şaşırtabiliyordu.
Düşüncelerini değiştirdiğini farkettiğinde durdu ve duvara şöyle yazdı:

HAW henüz Peynir bulamamıştı ama labirentin içinde koşuştururken o ana kadar öğrendiklerini şöyle bir gözden geçirdi.
Edindiği yeni inanç ve düşüncelerin yeni hareket tarzını teşvik ettiğini gördü. Peynirsiz bir köşeye hergün tekrar tekrar gittiği günlere göre çok daha farklı davranıyordu.
Düşünce ve yaklaşım tarzınızı değiştirdiğinizde aslında neler yaptığınızı da değiştirmiş oluyordunuz.
Değişimin size zarar vereceğine inanarak buna direnmek mümkündü. Alternatif olarak, taze Peynir bulacağınıza inanıp değişimi kucaklamak da mümkündü.
Herşey, neye inanmayı tercih ettiğinize bağlıydı.
HAW, bir kez daha duvara yazdı:
Artık farkındaydı ki, eskiden değişimi çok çabuk kucaklasaydı şu anda çok daha iyi bir durumda olacaktı. Hem bedeni olarak hem de moral açısından daha güçlü olacağı gibi yeni Peynir bulma mücadelesini de daha iyi yapabilecekti. Hatta, çoktan gerçekleşmiş olan değişimi redderek uzun süre zaman kaybetmeseydi, belki de şu ana kadar taze Peynir bulmuş olacaktı.
Yeniden hayal gücünü kullandı ve taze Peynir bulduğunu, keyifle yediğini düşündü. Labirentin o ana kadar hiç gitmediği köşelerine dalmaya başladı ve sağda-solda yeni Peynir parçaları keşfetti. Gücünü ve kendine güvenini yeniden kazanmaya başladı.
Nereden nereye geldiğine dönüp baktığında, ne iyi yapıp da sürekli duvarlara yazdığını düşündü. Belki HEM de Duvardaki Yazıları okur ve istikametini bulurdu [Mütercimin notu: “Writing on the Wall”, kelime anlamı olarak “duvardaki yazı” demektir; “yaklaşan felaketin açık belirtisi” manasına gelir].
Bir süredir aklında tuttuğu düşünceyi de duvara yazdı:

Artık, HAW geçmişi aşmıştı ve mevcut duruma uyum sağlamaktaydı.
Labirentteki yolculuğuna daha güçlü ve daha hızlı bir şekilde devam ediyordu. Fazla uzun bir zaman geçmeden olan oldu.
Tam da, “sanki ezelden beri labirentte aranıyorum” dediği bir anda seyahati –en azından seyahatinin o kısmı- son buldu. Çabuk ve mutlu bir son.
Daha önce hiç girmediği bir koridorda ilerliyordu. Bir köşeyi döndü ve Y noktasında yeni Peynir buldu!
İçeri girdiğinde karşısına çıkan manzara HAW’u şaşkına çevirdi. Etrafta o ana kadar gördüğü en büyük Peynir stoğu muazzam yığınlar halinde duruyordu. Hepsini de tam olarak çözemedi, çünkü buradaki bazı Peynir çeşitlerini ilk defa görüyordu.
Bir an için “Acaba bunlar gerçek mi yoksa hayal mi görüyordum?” diye sormuştu ki eski arkadaşları SNIFF ve SCURRY ona el salladılar. Kiloları yerindeydi. Demek onlar buraya geleli epey bir zaman olmuştu.
HAW şöyle bir “Merhaba” dedikten sonra hemen en sevdiği Peynirlerden koparıp yemeye başladı. Ayakkabılarını çıkardı, bağlarını birleştirerek boynundan astı. İhtiyaç olursa ayakkabıları el altında bulunsun istiyordu. SNIFF ve SCURRY bu duruma güldüler. Kafalarını sallayarak takdir duygularını ifade ettiler. Bu arada HAW, Yeni Peynir’e daldı. Doyduğu zaman eline taze bir parça Peynir aldı ve haykırdı: “Yaşasın Değişim!”
HAW, Yeni Peynir’i keyifle yerken o ana kadar öğrendiklerinin muhasebesini yapmaya başladı.
Değişimden korktuğu dönemleri hatırladı. Olmayan, tükenmiş bir Eski Peynir’e ümit beslemek değişimden korkmasına neden olmuştu.
Peki onu değiştiren neydi? Açlıktan ölmek miydi? Gülümseyerek şunu tespit etti: Açlıktan ölme korkusu gerçekten de işe yaramıştı.
Kendi kendisiyle ve hatalarıyla dalga geçer hale gelir gelmez değişime başlamıştı. Değişmenin en hızlı yolunun kendi hatalarına gülebilmek olduğunu anladı – çünkü içinde bulunduğu durumu aşıp yola devam etmesi bu sayede mümkün olabilmişti.
İşine bakıp yola devam etme konusunda dostları olan SNIFF ve SCURRY adlı farelerden ders aldığının da farkındaydı. SNIFF ve SCURRY, hayatı basit bir şekilde algılıyorlardı. Hadiseleri aşırı analiz etme ve aşırı karmaşıklaştırma yoluna sapmıyorlardı. Durum değiştiğinde ve Peynir ortadan kaldırıldığında, değişiyorlar ve Peynir ile birlikte yeni istikametlere yöneliyorlardı. HAW, bunu hep hatırında tutacaktı.
HAW, harika yeteneklere sahip beynini kullanarak aslında insancıkların farelerden üstün olan bir özelliğinden de istifade etmesini bilmişti.
Dara düştüğü zamanlarda, çok daha iyisine kavuşacağını net ve gerçekçi bir şekilde hayal edebilmişti.
Geçmişte yaptığı hataları düşünmüş ve geleceğini planlarken bunlardan ders almıştı. Değişimi kucaklamanın öğrenilebilir bir kabiliyet olduğunu anlamıştı.
İşleri basit algılama, esnek olma ve hızla hareket etme gereğinin bilincinde olmalıydı.
Meseleleri aşırı karmaşık bir hale sokmak ve korkulara dayalı olarak kendi kafasını karıştırmak tamamen gereksizdi.
Küçük değişiklikleri görmek mümkündü. Bunlara bakarak, ileride olabilecek büyük değişime hazırlanmak gerekliydi.
Daha hızlı uyum sağlaması gerektiğini biliyordu. Zamanında uyum sağlamamakla hiç uyum sağlamamak neredeyse aynı kapıya çıkıyordu.
Değişime karşı en büyük direncin kendi içinde yattığını itiraf etmek zorundaydı. Değişene kadar da hiç bir şey düzelmiyordu.
Belki de en önemlisi, HAW şunu anlamıştı: Kişi durumun farkında olsa da olmasa da her zaman bir yerlerde Yeni Peynir vardı. Korkunuzu yendiğinizde ve macera zevkini tattığınızda zaten Yeni Peynir ile ödüllendiriliyordunuz.
Bazı korkuların işe yarar nitelikte olduğunu biliyordu. Çünkü onlar, gerçek tehlikelere karşı korunmaya yarıyorlardı. Ama çoğu korkusunun mantık dışı olduğunu ve gerektiği halde değişimi engellediğini tespit etti.
Başlangıçta hoşuna gitmemişti ama değişim onun için bir nimete dönüşmüştü. Çünkü onu daha iyi Peynire kavuşturmuştu.
Hatta böylece kendisinin güçlü bir yanını da keşfetme fırsatını bulmuştu.
Neler öğrendiğini şöyle bir hatırlayınca arkadaşı HEM’i düşündü. Acaba HEM, HAW’ın labirentin ta öteki köşesinden beri duvarlara yazdığı yazıları okumuş muydu?
HEM, içinde bulunduğu durumu aşıp harekete geçebilmiş miydi? Labirente yeniden dalıp hayatını güzelleştirecek şeyleri keşfetmiş miydi?
Yoksa HEM, değişimi reddettiği için hâlâ ezilip-büzülmüş bir durumda mıydı?
HAW, yeniden eski P köşesine dönüp HEM’i aramayı düşündü. Tabii, orayı bulup bulamayacağına pek emin değildi. HEM’i bulabilirse belki ona içinde bulunduğu sıkıntılı durumdan nasıl kurtulabileceğini anlatabilirdi. Ama şunu farketti ki, arkadaşını değiştirmeye zaten yeterince gayret sarfetmişti.
HEM, rahatına veda ederek, korkularını aşarak kendi yolunu kendisi bulmak zorundaydı. Bunu kimse onun yerine yapamazdı. Kimse onu ikna edemezdi. Değişimin avantajlarını kendi kendine keşfetmek zorundaydı.
Aslında HAW, HEM’e yardımcı olmak için duvarlara yazılar yazmış, izini bırakmıştı. Keşke HEM Duvardaki Yazıları okuyabilseydi.
N adlı yeni Peynir köşesinde neler öğrendiğini özetledi ve bunu oradaki en geniş duvara yazdı. Etrafına da büyük bir Peynir resmi çizdi. Neleri bizzat yaşayarak öğrendiğini duvara aktardı:

HAW, P adlı eski Peynir köşesinde HEM ile birlikte olduğu zamandan bu yana ne kadar değiştiğini gözünün önünden geçirdi. Ama şimdi de konfora alışırsa yeniden eski kötü alışkanlıklarına dönebilirdi. O yüzden artık her gün N adlı Peynir köşesindeki Peynirin durumunu kontrol ediyordu. Beklenmedik bir değişiklik sürprizini yaşamamak için elinden geleni yapacaktı.
Elinin altında büyük bir Peynir kaynağı olmasına rağmen yine de her gün labirente dalarak yeni bölgeleri araştırdı. Etrafında neler olup bittiğini sürekli izlemeye çalışıyordu. Kendisini o anın konforu içine hapsetmektense gerçek seçenekleri bilmenin daha güvenli olduğunu biliyordu.
O sırada labirentte bir hareket sesi duydu. Ses arttıkça birinin oraya doğru gelmekte olduğunu anladı.
Acaba gelen HEM olabilir miydi? HEM, köşeden çıkıp gelecek miydi?
HAW dua etti ve –daha önce de defalarca yaptığı gibi– dilekte bulundu. Diledi ki, dostu belki de sonunda …

Son …
Yoksa yeni bir başlangıç mı?

Abdullah AKSU
Çınar Koleji
PDR Koordinatörü



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>