Pages

Categories

Ara

Merhamet ve Huzur

Merhamet ve Huzur

17 Ekim 2014
3. Kademe, Genç Düşünce Platformu, Horanta Dergisi, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

MERHAMET VE HUZUR

Güneşin soğuğa rağmen baş gösterdiği bir sabaha uyanmak gibisi yoktu Huzur için. Annesinin “yalancı güneş” olarak adlandırdığı bu hava, Huzur’un sevdiği iki şeyi bir araya getiriyordu: aydınlık ve soğuk. Amerikan âdeti olan sabah kahvaltı yapmak yerine kahve içmeyi her ne kadar yanlış bulsa da bu sabah bu direnişini de kırıp kendine bir fincan kahve hazırlayıverdi. Her ne kadar taviz vermiş olsa da kupada içmeye de içi el vermiyordu. Amerikan usulü yapılmış kahvesini küçücük bir fincana koydu. “İşte bizi bitiren komedi!” diye geçirdi içinden ve müstehzi bir tebessümle baktı kahvesine. Kahvesini yudumlarken felaket tellalı gazetesini almaya çıkmak için hazırlanmaya koyuldu. Geçenlerde açılan çok yönlü marketten daha uzak olduğunu bile bile türünün son örneklerinden olan Hasan Amca’nın bakkaliyesine gitmeyi tercih etti. Hem o yolda bulunan Merhamet’i de uzun zamandır ziyaret etmemişti. Merhamet, bir söğüt ağacı. Bu ismi ona Huzur verdi. Bu söğüt Huzur için çok şey ifade ediyordu. Yıllardır ilerleme hevesinin yavaş yavaş ele geçirdiği mahallesinde ayakta durmayı başaran ve ‘hala bir umut var’ mesajı veren bir ağaçtı bu söğüt ağacı. Bu mahalledeki en yaşlı ağaçtı. Dalları, yaprakları rüzgârla barışıktı, birlikte dans ederlerdi. Huzur küçüklüğünden beri üzerine türlü türlü destanlar yazdığı bu ağaca adım adım yaklaşırken başını hafiften okşayan rüzgârın söğüt ağacıyla yaptığı dansı hayal ediyordu.  Tam bu hayallerin içinde gezinirken annesinin yakın arkadaşlarından Selma Teyze’yle karşılaştı. “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diye muhabbete başlayınca içi bir hoş oldu Huzur’un. Merhamet’in yanına giderken böyle rahmet dilekleriyle bir sohbete başlamak onu mutlu etmişti. Bu sabah gün boyu modern dünyanın sellerinin önünde sağlam bir set misali durmaya çalışmak için enerjisini topluyordu. Birkaç çatlak vermiş olmasına rağmen umudu bu selamla ve Merhamet’i düşünerek bir daha yeşerdi. En azından gazetede okuyacağı şeyler karşısında sağlam durabilmek için güç toplamıştı. Selma Teyze’yle yaptığı hoş sohbet sonrası sonunda Merhamet’e ulaşabildi.

Küçük bir çocukken, kimseyi görmediği zaman kimsenin de onu görmediğine inandığı ve bu şekilde kendini sakladığı yıllarda bu söğüt ağacı onu kucaklamıştı. Büyüdükçe şehrin kalabalığı ve gürültüsünden kendini soyutlamak istediği zamanlar sıklaşır olmuş, her bunaldığında kendini bu ağacın sessiz ve korunaklı gölgesinde bulmuştu kendini. Yıllar geçtikçe gölge toprağını kaybediyor, kendini betonun üstünde gösteriyor, altından geçen insanlar o koruyan, kucaklayan dalların uzunluğundan yakınıyordu. Yanından geçerken ağaca selamını verdi ve bir an durup tüm çocukluğunun ruhunu sarmasını bekledi. Artık Hasan Amca’nın bakkaliyesine başı dik bir şekilde girip memlekette olup biten kötü şeyleri görmeye hazırdı. Bakkaliyeden içeri girer girmez Hasan Amca’nın senelerin sadece etrafına birkaç çizgi daha bırakmaktan başka bir şey yapamadığı, eskitemediği o eşsiz tebessümü ile karşılaştı. Selamını verip gazetelerin önünde durdu. Ne çok gazete vardı. İnsanların söyleyecek çok şeyi mi var yoksa anlatılması gereken çok şey mi vardı? Ya da her şey gerçekten de bir şeyler kazandırabilmek uğruna mı yazılmıştı? Kafasında çeşitli sorular birbirine karışırken eline gazetelerden rastgele birini aldı Huzur. En arka sayfada bu sabah içtiği kahvenin tam sayfa reklamı ile karşılaştı. Her haliyle yeni uyandığı belli olan genç bir arkadaş iki tane erkek bir tane de kız arkadaşıyla aynı oda da gayet samimi kahvelerinden yudumluyorlardı. Gözünü çok az kaydırdı ve bir başka gazetenin manşeti kızlı erkekli aynı evde kalmak hakkında olduğunu gördü. Hafif bir tebessüm hali ele geçirdi Huzur’u. Bunca reklam bunca tartışmadan sonra hangi anne baba oğlunu veya kızını başka bir şehre öğrenim hayatını tamamlaması için mutmain bir şekilde gönderebilirdi ki. Daha sonra aynı gazetenin televizyon kısmını açtı. Her dizide farklı bir entrika dönüyordu. Kimi intikam alıyor, kimi sevdiği için hapislere düşüyor, kimi ihanete uğruyor, kimileri hor görülüyordu. “Tüm bunları görüp, okuyup insanların birbirine güvenememesinin nedenini hala sorgulamaktaysak körüz.” diye düşündü Huzur. Eğer bir aile oturup bir kızın kocaya kaçtığı, bir babanın ailesini hiçe saydığı, bir annenin gizli gizli para biriktirip planlar kurduğu, yoldan geçen bıyıklı deri ceketli bir adamın kapkaç yaptığı bir dizi izliyorsa ve kız babasına, koca karısına, karısı yoldaki hiçbir insana güvenmiyorsa bu, neden sürpriz olsundu ki?. Bir baba evine saat sekizde geliyor iki saat bu dizileri,  bir buçuk saat maçı, yarım saat bu maçların yorumunu izliyor ve bunu, bir kutu etrafında toplanıp ailecek bu kutuya dikkat kesilip sonrasında yataklara dağılmayı ailecek vakit geçirmek sayıyorsa, toplumu oluşturan en küçük birim olan ailelerin her biri bu şekilde çatlaklar veriyorsa içi kof Modern hayat tarzının önündeki setin yıkılması kaçınılmaz sondu.  Onu asıl üzen, sorunu bulup teşhisi koyup bir tedaviyi uygulamakta düştüğü çaresizlikti.   Huzur aynı zamanda kızgındı da. Biraz kendine, biraz kör insanlığa ama kızgındı. Gazeteyi bıraktı. Ön sayfalara bakamamıştı henüz. Gönlü el vermiyordu çünkü böyle güzel başlamış günü daha çok yıpratmaya. Anlaşılan güzel hava, hoş sohbet, sıcak bir tebessüm bu yükü kaldırmasına yetmiyordu Huzur’un. Hasan Amca’ya bu sefer boynu bükük bir selam verdi. Daha sonra Merhamet’in yanına usul adımlarla gitti. Gitti ve gölgesine ilişiverdi beton meton dinlemeden. İhtiyacı vardı. Yalnızca onun değil tüm insanlığın durup, oturup, gürültüyü dinleyip, etrafını görmeye ihtiyacı vardı. Uğultunun içindeki sesleri anlamaya, karman çorman olmuş düzenin içinde doğruyu çekip almaya ihtiyacı vardı. Huzur söğüt ağacının merhametli kollarını seçmişti durak olarak. Her zamanki şeylere dertlenmekten sıkılmış olmasına rağmen bu boş yaşam tarzının önüne attığı yumakla oynayan kedileri seyre koyuldu. Huzur da bu kedilerdendi. Ancak su an istediği sadece ve sadece Merhamet’in kollarına tırmanmış bir kedi olmaktı. Bir şeylerden kaçmak için değil de diğer kedilerin sarhoşluğunu yukardan izleyebilmek için orda bulunmak istiyordu. Sonra da “Ey ahali! N’apıyorsunuz siz orda? Bırakın da şu oyuncakları gelin, bir de buradan bakın şu ağlanacak halinize!” diye haykırmak istiyordu. Sonra kendi kendine “Sen önce kendi haline bak Huzur. Böyle celallenip celallenip sen de oyuncağın eline verilince sakinleşmiyor musun?” diye sordu ve cevabı yine ağlanacak haline karşılık buruk bir tebessümdü. Tekrar yola koyuldu. Onu bekleyen bir ailesi, bir evi vardı. Onlara ve oyuncaklarına dönüp o gün yine o meş’um yaşam tarzının seline kapıldı Huzur. Ancak ilerleyen günlerde bu seti çok sağlam kuracağına dair içinde hep yeşil kalan bir umut, yıkılmayan sığınağı Merhamet vardı. Vazgeçmedi ama erteledi son yirmi otuz yıldır yapıldığı gibi…

ŞULE BÜLBÜL
GDP 3. KADEME



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>