Pages

Categories

Ara

Kitap Tahlili: Taşları Yemek Yasak

Kitap Tahlili: Taşları Yemek Yasak

TAŞLARI YEMEK YASAK

Birçok şeyden bahis açıyor, çokça şeyden yakınıyoruz. İnsan olarak, mevcut yaşam tarzının, Müslümanca bir hayata özlem duyduğunu varsaydığımız biz Müslümanların önüne, adımımızı attığımız her kaldırımda çıkardığı aksaklıklara bir cevap buluyoruz veya bulduğumuz şeyi kendimize cevap bellemekle geçiniyoruz. ‘Modern hayatta’ ve ‘insan’ olarak bulduğumuz bu cevaplar, önümüze başka aksaklıklar doğurmaktan gayrısına yaramıyor.

İslami bir hayata özlem duyuşumuzu böylesine sık dile getirişimizde o Kur’ani samimiyetten mahrum oluşumuzun etkisi var sanıyorum. Teknolojik medeniyetin kalbimize ve ruhumuza doğrulttuğu namlulardan sanki bir lütufmuş, sanki bir nimetmişçesine bahsediyoruz. Bahsetmekle de kalmıyor bu ‘nimetleri’ hayatlarımızın vazgeçilmezlerinden sayıyor ve kılıyoruz. Etrafınızı küfr ile çepeçevre sarmışken, ve küfrün nimetlerinden memnuniyetle faydalanmaktayken Müslümanca bir hayat sevdasında olduğunuz iddianıza hiç kimseler itibar etmeyecektir. Yine de küfrü mağlup etmek gayesiyle çalışan insanlar olduğuna dair bir inanç duyuyor ve bu bir avuç insanın varlığıyla seviniyor, müşerref oluyorum. Bu bir avuç insan vesilesiyle haysiyet sahibi olduğuma inanıyorum.

Bir avuç dediğim insanların yalnızca gayret safhasında kalmalarınıysa biz diğer müslümanların fukaralığına yoruyorum. Bu uğraşların bu dünyada bir noktaya varamamasının tek nedeni bizlerin hakikatle aramıza koyduğumuz mesafe.

Bütün şikayetlerim tek çizgide toplanıyor. ‘Cinnet sınırı’na erişmek gibi bir muradım var. Bazı şeylerin farkına yalnız bu sınıra erişmekle varılacağına inanıyorum. Ve köle olmadığımı biliyorum, en azından bunun farkındayım. Köle değilim, firavun olmak gibi bir niyetim de yok. Bu ikisinden birini tercih ettiğimde varacağım noktanın karanlığını bildiğimden bir üçüncü şıkkı kavrıyor ve surat asmayı tercih ediyorum. Bana sunulan gezegenlerin hangisinde su bulunduğunu araştırmak yerine kendi dünyamı suvarmayı tercih ediyorum. Bilinecek olanı, bilinmesi gerekeni hükümranlığım altına aldığım vakit boynuma geçirilecek tasmanın da farkındayım. Doğrunun ne olduğu, kim tarafından belirlendiği hususlarında da bir kaygımız yok. Emr-i bi’l ma’ruf, nehy-i ani’l münker hükmünü layıkıyla yerine getirdiğimizde küfrettiğimiz her şeye bir çelme takmış olacağımızın da farkındayım.

Biz, fert fert, hayatımızı muhkem ayetler ve Sünnet-i Seniyye rehberliğinde tanzim edersek, kalbimiz dünyanın kirlerinden, zihnimiz de rüzgarın taşıdığı çer çöpten arınmış olacak. Böylesi bir zihni/kalbi selamet ve salahiyet haliyle çıkılan yolun ilk durağı ise elbette İslami bir te’sis sağlamak olacak. İçinde bulunduğumuz bu sistem üzere İslami bir hayat sürme çabaları yerine İslami bir nizam sağlama çabalarını koyduğumuz zaman, ilk işimiz yüzümüzü hakikate dönmek ve fert ve cemaat olarak hakikat ile aramızda samimi bir irtibat kurmak olacak. “Dünyaya bakmayı aşıp, dünyayı görme noktasına ulaştığımızda neye talip olmamız gerektiğini de anlarız. Bakmakla yetinmenin gerçek ilerlemeye yani içteki aydınlanmaya engel teşkil ettiğini bir kavrayabilsek!”

Bizler Müslüman oluşumuzla, dünyanın talip olmaya değecek bir lokma olmadığını görmüş oluyoruz. Müslüman oluşumuzun bize kazandırdığı ivme ile uyanmış, şöyle bir irkilmiş oluyoruz. Kendimize muhkem ayetlerle sağladığımız güvenlik alanı, özgür oluşumuz bilgisine erişmemiz için var olan yegane kalkış noktasıdır. Dünyadaki yerimiz ise İsmet Özel’in dediği gibi; yalın, tabii, meşru, ince ve güvenli bir yerdir.

Melikşah Ertuğrul Çay



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>