Pages

Categories

Ara

Kitap Tahlili: Bu Ülke

Kitap Tahlili: Bu Ülke

BU ÜLKE

İşte bir fikir kitabı. Yine mühim mevzular. Yine düşünsel ve edebi doygunluk hissi ve elbette yine yetim bir hüzün… Cemil Meriç’i ne zaman okusam -bırakın okumayı- bir cümlesini duysam hep bir tuhaf duygu anaforuna yakalanıyorum. Ve sonu hep hüzünle bitiyor. Bu adamda beni üzen bir şeyler var. Hele bu sefer daha çok! Çünkü bu defa rahatsız olduğum daha fazla husus var. Aslında her zaman varmış da, içimde bir sıkıntı halinde titreyip duruyormuş da ben bu deha şahsiyetin bana hissettirdiği derin rahatsızlığı kendime kabul ettirememişim. Her zaman öyle olmaz mı?

O kadar çok biliyor ki, öyle güçlü bir düşünce yapısı ve söyleyişe sahip ki, ben Cemil Meriç’in her söylediğine kati doğru ve şüphesiz ki haklı edasıyla yaklaşıyorum. Aslında bu bir haklılık meselesi de değil. Bu kitapta ve diğerlerinde beni sıkıntıya sokan şey, İslami bakış açısından çok farklı veya ‘entelektüel’ bakış açısı. Cemil Meriç genel manada benim ve çoğunlukla bizlerin baktığı yerden bakmıyor tabloya. Bu din konusunda da böyle. Elbette bu onu ‘Cemil Meriç’ yapıyor ve elbette herkesin aynı yerden bakmasını beklemiyorum, hatta bunu istemiyorum, kimse istemez. Fakat Cemil Meriç hepimizden çok daha ayrı ve yüksek bir yerden bakıyor. Zaten kendisinin de dile getirdiği gibi yalnız, mutsuz, samimi ve devamlı bir arayış ve çile içre. Ancak mesela ben şunu kabul edemiyorum veya şu çok zoruma gidiyor; Avrupa’ya duyulan bu ihtiyaç, bu anlamsız iltifat. Her ne kadar Batılılaşmamak ve onları taklit etmemek gerektiğini dile getirse de Meriç, onlardan bir türlü kopuşu olmayan bir tavır ortaya koyuyor her kitabında. Nitekim “Ya Batılı olacağız yahut Batı kültürünün azat kabul etmez sömürgesi”, “Avrupa’yı tanımamak gaflet, Avrupa’yı tanıyan ülkesinde kopuyor. Bu lanet çemberinden nasıl kurtulacağız?” derken, yaptığı şey de bu. İslami bakış açısıyla baktığımızda ortaya çıkan problem benim fesatlığım değil ya?

Bilemiyorum. Avrupa’yı ve onun filozoflarını bu denli vazgeçilmez kabul etmek ve hatta neredeyse bütün fikir hayatını onunla şekillendirmek ve hep onlardan bahsetmek doğru mu? Biliyorum Cemil Meriç gel-gitleri olan bir adam. Ancak sanki hiçbir zaman tam bir Müslüman sıfatına bürünmemiş,  âlim olamamış, hep bir entelektüel olarak kalmış. Bu ülkede ama bu topraklardan değil gibi. Ve entelektüel kelimesi, bana yabancı, soğuk ve samimiyetsiz bir tipi hatırlatıyor. Arayış, kuramlar, çatışmalar ama hep bir müphemlik! Sonuç; huzursuzluk ve sancı. Referanslarının sürekli Batı ve Batılı olması sanki bir şeylerin büyüsünü bozuyor, sanki daraltıyor bir şeyleri ve neden okuduğumuz sorusunu getiriyor akıllara.

Hayatımın amacı aydınlanmak ve aydınlatmak, diyor Cemil Meriç. Ama bu aydınlanma, bahsettiği fildişi kulesinden indirmiyor onu. Belki aydınlatmak (nurlandırmak diyemiyorum mesela) için yukarıda olmak gerekiyor. Anlamıyor, anlayamıyoruz onu. Bu muhasebeyi yapmak benim harcım değildi; ancak bu defa içimdeki sıkıntı susmadı ve o sıkıntı kitabı ayraçsız okuyup bunları yazmama neden oldu.

Bilmiyorum, belki haksızlık ediyorumdur.

Betül Balaban



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>