Pages

Categories

Ara

Gitmek

Gitmek

19 Aralık 2014
Genç Düşünce Platformu, Öğrenci Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

Pişmandı. Buralardan; bu ülkeden, yüzleşmek istemediği geçmişinden, bir türlü peşini bırakmayan hatıralarından kaçıp gitmek varken ne diyeydi onu yaşanmamışlara götürecek olan otobüsten inip, böyle bir saçmalığa kalkışmak… Birkaç dakika sonra bu düşünceden sıyrılmak zorunda olduğunu anlayıp valizinin ön gözünden fenerini çıkardı ve loş bir ışıkta yoluna devam etti.

Aradan birkaç saat geçmişti. Gece üç sularıydı. Hangi duygular içinde olduğunu kestiremeden yürümeye devam etti. Hayli yürüyünce valizlerinin ona, olduğundan daha ağır geldiğini fark etmeye başladı. Dayanamayacağını anlayınca valizleri bıraktı. Etrafına bakındı, küçük bir kulübe gördü. Güç bela eline aldığı valizleriyle kulübeye doğru yürümeye başladı. Oraya vardığında kulübenin kapısının açık olduğunu fark etti. İçeriye girip eşyalarını bıraktı. Ortalıkta küçük bir yatak, eski ahşap bir dolap, gaz lambası ve bir ayağı kırık tabureden başka hiçbir şey yoktu.

Yorgundu. O kadar yorgundu ki kulübenin bir sahibinin olabileceği ihtimalini bile göz önünde bulundurmadan yatağa uzandı. Büyük bir kazada kaybettiği karısını ve minik kızını düşünmeye başladı. Bir anlık dalgınlığın sebep olduğu kazadan sağ çıkan bir tek o idi. Hâlbuki dalgınlıkta onundu. Daha sonra uzun bir süre psikolojik tedavi görmesine rağmen düzelememişti, “konuşmuyordu”. Belki de kendisine verdiği bir cezaydı bu, belki de vicdan azabıyla kavrulan yüreğini dizginlemek için verdiği savaşın bir parçasıydı. Öyle ya da böyle her şey için çok geçti artık. Kalbinin kırıkları bir daha bir araya getirilemeyecek haldeydi. Acısı mantığına ağır basan ölü bir ruh taşıyordu sözde canlı bedeninde. Ne kadar düşünse de, içinden çıkamayacağını bildiği bu yorgunlukların, zihninin çıkmaz bir köşesinde,  ona acı vermeyeceğini ümit ederek, yaşananların küllenmesini bekledi.

Ayağa kalktı ve masanın üstündeki sürahiye uzandı. Titreyen parmaklarıyla zar zor tuttuğu bardağa birazcık su koydu. Kendinde bardağı taşıyacak gücü bulamayınca, bardak elinden birden kayıverdi. Cam kırıkları etrafa dağıldı. Neye uğradığını şaşırdı. Bir an için durdu. Kalbinin her zamankinden daha hızlı atmaya başladığını fark etti. Nefes almakta zorlandığını hissetti. Boğazına görülmeyen bir el yapışmış, acı bir kuvvetle sıkıyordu. Sendelediğini, başının yere çarptığını ve bir cam parçasının gözünün altına battığını duyumsadı. Artık bütün yanlışlarını geride bırakıyordu. Sonsuz ve derin bir uykunun peşine düşmenin heyecanına kaptırdı kendini…

Rumeysa ERTUĞRUL



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>