Pages

Categories

Ara



“düş peşindeysen düş peşime”

“düş peşindeysen düş peşime”

31 Ekim 2014
Öğretmen Yazıları
Henüz yorum yapılmamış

Bugün önceki günlerden daha da dün sanki kapı dışarı ediliyorum gelecek vakitlerden. Bugün önceki günlerden daha da yarın. Savunmasızca sarkıyor ümitler ellerimden.

Ey yaşı olmayan ve dünyalarını kendi içlerinde taşıyan insanlar. Ey göz kamaşmaları ele gelmez hayat ışıltıları…  Bugün kaç yüzüncü kez sesleniyorum size ve kaç yüzüncü kez fısıldıyorum isminizi evrene. Ve bugün kaç yüzüncü kez bırakıyorum bu tılsımlı kelimeyi boşluğa merhaba…

Sizlerle konuşurken yürekleri olsun istiyorum bütün sözlerin….

Sözlerimizin buluştuğu her insanda yeniden doğuyoruz biz. Aldığımız her cevapla çoğalıyoruz aslında. Yaşam hep böyle sürse diyoruz. Birbirimizin meçhulü olarak yaşamak uzaklarda. Sözlerimiz birbirine değecek kadar yakın ve asla karşılaşmayacak kadar uzak. Yalnız sözcüklerimizin kudretine dayalı dostluklarımız olsa. Yalnız sözlerin güzelliği gidip gelse aramızda. Yaşamın yükleri çökmese dostluğumuzun üzerine. Bir sözcük kadar hür olsak, bir şarkı gibi aşsak zamanı. Tılsım hiç bozulmasa. Sözün sır’ı dökülmese. Sıkılmadan, kokuşmadan, donmadan, akmak isteriz hep. Aslında aradığımız yeni bir sestir belki de. Kendi kusursuz yanımız yeni doğan yanımızdır belki de  ne dersiniz? Oysa bir yerden yaşama koş, düşün varsa düş yollara düş peşime diyorsun; mekandan, ayak bağlarından kurtul diyor bakışların… İşte bunlar son kuşlar, son yemişler ve son onsekiz yaş günleri. Uzaklara bakmanın son akşam üstüleri.

Varsın şimdi karanlıklar her gün biraz daha koyulaşsın, varsın bu yokluklar bu çaresizlikler biraz daha bastırsın. Nasıl olsa güneş hiç batmamasına doğacak… Nice fırtınalardan çalkantılardan sonra demirleyeceğimiz limanın çok yakınındayız. Rüzgar dinmek üzere.  Beraberliğimizin başlayacağı günlerin arifesindeyiz.

Birlikte olabilme yani biz sırrı kulluk bilincindedir ve bu sır zerreden yıldızlara her şeyi her birbirimizle kardeş yapıyor. vesselam.

Günlerin diğer günlere benzemediği zamanlar vardır, Elimize aldığımız her şey pörsüyüp söner. Biriktirdiğimizi sandığımız geçmiş ufalanır gider avuçlarımızdan. Sonra da kaybeder anlamını öncenin ardından. Bir mum ışığından yansıyan titrek bir gölgeye dönüşürüz. Böyle günler uygun değildir yaşamaya ama yaşarız.

Günlerin surat asmaktan hoşlandığı zamanlar vardır. Hüzün düşer yüzümüzden, parçalanır bin türlü sıkıntıya sığınır parçaları. İçimizdeki her şey kendini tene vurmanın bir yolunu arar. Acıyı tırnaklarımızda bile hissederiz. Böyle günler uygun değildir aslında gülümsemeye. Bizler kendi miladında doğan, kendi kıyametinde ölen saman çöpleri gibiyiz suyun üstünde…

Bizler durmadan küçük ışıltılar yakalayarak karanlığın direncini kırmaya çalışırken, hayat kendi acımasız penceresinden durmadan yeniden üretiyor karanlığı. Sürekli kaybederek sürdürmeyi başardığımız bir mücadeleye dönüşüyor. Çünkü dünya her gün yeniden kuruyor düzenini ve bildiklerimiz her yeni günde biraz daha küçülüp etkisizleşiyor.

Sırça köşkleri silkeleyen bir zelzele olsun diye. Sözlerimin yüreğinde ihtilal balonlarını patlatıyorum. Sızı vereyim diye.

Gözlerini kavramlara ve miami rezidanslarına çevirip insanları sokaklarda unutan tuzu kuru söz düellocularına……

Takıp takıştırıp cafcaflı salonlarda şıkır şıkır avizelerin altında rüküş muhabbetler yapanlara… Eskilerini yoksullara dağıtıp yenileriyle dik yürüyenlere…

Mangalda kül bırakmayan kürekleri, mangalda kül olan yürekleri var olanlara  uykusuzlukları pik yapsın diye meydan okuyorum.

Zamanı gelmeden ve beynimin mürüvvetini göremeden yaşlanıyor olmak, Sözlerimdeki sızının şifasını bahar tomurcuklarında arıyor olmam isyanıma açılım kazandırıyor hafifliyorum. Kuru yapraklar üzerinde dolaşan karıncaların ayak seslerini ruhumda hissedebiliyorum Gönlü yamuk boynu bükük dolaşanlara dayanamıyorum.

İnsanların koca bir tekerleği çevirir gibi çevirdiği kısır döngülere bürünmesini zihnim algılamıyor, kamp ateşleri yakıyorum avuçlarımda gözlerimle hava da dolaşan sahipsiz güneşleri tutuyorum, kafamdan geçen düşüncelerle önümden geçen hayat arasındaki mesafenin kırgınlığını yaşıyorum.

Sizleri kitapların  rutubet kokan sarı sayfalarında tek tek aradım ama yoktunuz…Bütün şarkları, bütün filmleri, bütün ucu sivri sözcükleri geçirdim içimden esamesi bile yok

Toprağı serinleten bir yağmur damlası gibi yarına düşen Dokunmanın sihirli ısısıyla üşümüş elleri ısıtan….Kimsesizliğin itelediği  gövdelere şefkatin renkleriyle kol kanat geren..Kanayan bütün yaralardan bir hayat nasihati çıkaran Yönsüz kalanlara yön yolsuz kalanlara yol olan…Tarihin gevşemiş bütün cıvatalarını yeniden sıkacak kudreti kendisinde bulan Bahar tomurcukları

soğuk bir mantık sıcak bir kalp ile…

                                                                              Sızım sızlıyor….

Ümit kuşlarını ürkütmenizi diliyorum.

Abdullah AKSU
Çınar Koleji PDR Koordinatörü



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>